Abdülahad Nûrî Dîvân-ı

Ana Sayfa

 

 

 

 

Abdülahad Nûrî , H.1003 / M.1594 yılında Sivas'ta doğmuştur. XVII. Yüzyılın önde gelen mutasavvıf şairlerindendir. Dedesi Şemseddin Sivâsî'nin kardeşi olan Sivas müftüsü Ebü'l-Berekât İsmail Efendi'dir. Babası ise , kadı Muslihuddin Mustafa Safayi Efendi'dir. Annesi, Şemseddin Sivâsî'nin büyük kardeşi Muharrem Efendi'nin kızı Safa Hatun'dur. Kaynaklarda Abdülahad Nûrî 'nin lakabları Evhadüddin, Künyeleri Ebü'l Mekârim, şöhretleri (mahlasları) Nûrî olarak geçmektedir.
 

 

 

 

Dîvândan bazı bölümler :

1

4+3=7

Ey tâlib-i vasl-ı Hudâ
Gel gidelim Hak'dan yana
Ey âşık-ı nûr-ı likâ
Gel gidelim Hak'dan yana

Gel aşkıle dinle beni
Hakk'a kul et cân u teni
Mevlâ seni ister seni
Gel gidelim Hak'dan yana

Açıldı vahdet gülleri
Feryâd eder bülbülleri
Mevlâ seni ister seni
Gel gidelim Hak'dan yana

Ey mürg-i bağ-ı lâ-mekân
Ey remz-i sırr-ı kün fekân
Yerin değildir bu cihân
Gel gidelim Hak'dan yana

Ey Nûrî gel aşkile yan
Yolunda ko başıle cân
Hakkı bulur câna kıyan
Gel gidelim Hak'dan yana

Likâ (a) : Yüz,çehre


2

Mef'ûlü Mefâ'îlün Mef'ûlü Mef'âîlün

Sevdâ-yı hayâlinle dîvâneyem ey Mevlâ
Lutf eyle visâlinle uslanayım ey Mevlâ

Aşk âteşine cânım yanmakda bulur lezzet
Çün şem'i cemâline pervâneyim ey Mevlâ

Gönlüm kadehi dolmuş çün bâde-i aşkınla
Başımda değil aklım mestâneyim ey Mevlâ

Varlık geleli senden kalmadı eser benden
Fark etmez olup kendim bilmem neyim Mevlâ

Envâr-ı cemâlinle dil zulmeti gitmezse
Enyâr-ı celâlinle ko yaneyim ey Mevlâ

Gönlinde çü Nûrî'nin mahfîdir ezel kenzi
Derdinle harâb olmuş vîrâneyim ey Mevlâ

bâde (f) : şarap, içki
mestâne (f) : sarhoşça, sarhoşçasına
envâr (a) : nurlar
enyâr (a) : boyunduruklar
mahfî (a) gizli
kenz (a) : hazine, define


3

5+5=10

Gönlümüz her an sendedir yâ Rab
Derdime dermân sendedir yâ Rab

Râhat-ı cânım câna cânânım
Sırr-ı pinhânım sendedir yâ Rab

Âşıkın kâmı vuslat encâmı
Diller ârâmı sendedir yâ Rab

Aklı aradım bende bulmadım
Şübhe kılmadım sendedir yâ Rab

Kalbi yitirdim arayı geldim
Muttali oldum sendedir yâ Rab

Nûrî bî-çâre sendedir yâ Rab
Yâreye çâre sendedir yâ Rab

pinhân (f) : gizli
kâm (f) : meram, arzu,emel, lezzet
encâm (a) : nihayet, son
muttali : öğrenmiş, haber almış, bilgili


4

Fâ' ilâtün Fâ'ilâtün Fâ'ilâtün Fâ'ilün

Yâ habîba'llah kaçan kalkar cemâlinden nikâb
Mahv olup nûru ziyâ salmaz cihâna âfitâb

Sanki fânûs-ı hayâldir hıyâm-ı âsumân
Dâimâ şem'-i cemâlinle döner ey mâhitâb

Âlem ü âdem müzeyyen nûr-ı zâtınla senin
Zikr-i evsâf-ı cemîlin ile dolu dört kitâb

Ol tecellî eyleyen vechünde ey mir'ât-ı Hak
Sûret-i rahmân durur Allahü â'lem bi's-savâb

Nûş eden uşşâka la'linden kelâmın câmını
Teşne vermez câm-ı em'den içilen la'l-i müzâb

Sırr-ı aşkı feyz edelden Nûrî'ye feyyâz-ı gayb
Cûşa geldi şevk-i hüsnünile döner çün âsiyâb

nikâb (a) : peçe, yüz örtüsü
âfitâb (f) : güneş
fânûs (a) : içinde mum yakılan büyük fener; camlı mahfaza
hıyâm (a) : çadırlar
mâhitâb : ay ışığı , mehtab
evsâf (a) : sıfatlar, vasıflar, kaliteler
vech (a) : yüz, çehre
câm (f) : kadeh, bardak
teşne (f) : susamış ,çok istekli
müzâb (a) : izabe edilmiş, eritilmiş, erişmiş
müzeyyen (a) : zinetlendirilmiş ,süslenmiş


5

Mefâ'îlün Mefâ'îlün Fe'ûlün

İlahî lutf u rahmet kapısın aç
Bizi gayri kapıya etme muhtâc
Atanın zerresidir taht ile tac
Bizi gayri kapıya etme muhtâc

Açılsın kullara ol ulu dergâh
Kolay gelsin kamuya müstakîm-râh
Sana muhtâc iken her bende her şâh
Bizi gayri kapıya etme muhtâc

Nebîlerde olan envâr hakiyçün
Velîlerde olan esrâr hakiyçün
Meşâyıhda olan etvâr hakiyçün
Bizi gayri kapıya etme muhtâc

Cemâlin hazretinin behcetiyçün
Celâlin hazretinin heybetiyçün
Muhammed Mustafâ'nın hürmetiyçün
Bizi gayri kapıya etme muhtâc

Bu düşmüş Nûrî'nin ol dest-gîri
Elin al dâimâ kaldır fakîri
Müyesser eyleyip hayr-i kesîri
Bizi gayri kapıya etme muhtâc

meşâyıh (a) : şeyhler
etvâr (a) : hal ve hareketler ; işler, tarzlar



6

Mefâ'îlün Mefâ'îlün Fe'ûlün

Atâya lâyık olmak kul ne mümkin
A sultânım hemân ihsân senindir
Neye kâdir ola bir abd-i miskîn
A sultânım hemân ihsân senindir

İnâyet âfitâbı olsa tâli
Gönülde nûr-ı Mevlâ ola lâmi
Ne vardır rahmet-i Rahmâna mâni
A sultânım hemân ihsân senindir

Keremler eyle sultânım gedâya
Nesi var kim onu sermâye saya
Meğer senden inâyet ola mâye
A sultânım hemân ihsân senindir

Efendi kul yanılsa yolu buldur
Onun eksikliğini ona bildir
Ne denlü suçlu ise yine kuldur
A sultânım hemân ihsân senindir

Esirge Nûrî'ye ey Rabb-i Gaffâr
Fakîr gider yolunda kaldı nâçâr
O miskînin sana lâyık nesi var
A sultânım hemân ihsân senindir

7

4+4=8

Ey dil bize ver bir haber
Aşk illerine kim gider
Hasret ile yandı ciğer
Aşk illerine kim gider

İster gönül ol illeri
Müşgîn kokar sünbülleri
Solmaz o bağın gülleri
Aşk illerine kim gider

Âşıklara vakt-i seher
Ondan nesîm-i aşk eser
Ol nefhadan alıp haber
Aşk illerine kim gider

Ey hâb-ı gafletde kalan
Fursat geçer bir dem uyan
Bâkî değil bezm-i cihân
Aşk illerine kim gider

Billâhi ol ilin yolu
Nûrî'ye cândan sevgili
Bağlandı aşkın mahmili
Aşk illerine kim gider

müşgîn (f) : miskli, misk kokulu, siyah
nefha (a) : güzel kokulu,nefes


8

4+4=8

İlâhi neylesin nitsin
Gönül sensiz karâr etmez
Eğer dursun eğer gitsin
Gönül sensiz karâr etmez

Cihân bağında bir sâat
Ne mümkindir ola râhat
Olursa ravza-i cennet
Gönül sensiz karâr etmez

Nider ol bağı bûstânı
Nider hûriyi gılmânı
Firâkınla yanar cânı
Gönül sensiz karâr etmez

Murâdı sensin ey Mevlâ
Dilinde gayri yok aslâ
Olursa meskeni Tûbâ
Gönül sensiz karâr etmez

Çün sensin Nûrî'nin yârı
Nider ol gayri efkârı
Sevindir sen o nâçârı
Gönül sensiz karâr etmez


9

Fâ' ilâtün Fâ'ilâtün Fâ'ilün

Ey beni aşk âteşine yandıran
Aşk senin âşık senin mâşuk senin
Hem seven hem sevilen hem sevdiren
Aşk senin âşık senin mâşuk senin

Yanar ise aşkıla cânım tenim
Geçer ise âhile dünüm günüm
Hep senindir arada nem var benim
Aşk senin âşık senin mâşuk senin

Âşıkın kalbine kılsan bir nazar
Mâsivâdan onda kalmaz hiç eser
Sana eren cenneti hûru nider
Aşk senin âşık senin mâşuk senin

Lutfile ona desen ey derd-mend
Niçe oldun aşkımın kaydına bend
Nicedir aşkım sana ettiği fend
Aşk senin âşık senin mâşuk senin

Mahz-ı lutfun ile ey kâdir ilâh
Âşıkın hâline eylegil nigâh
Bir gedâdır Nûrî kulun pâdişâh
Aşk senin âşık senin mâşuk senin

fend (f) : hile
nigâh (f) : bakma , bakış



10

4+3=7

Aşkınla cihân beste
Lutf eyle inâyet kıl
Derdinle bu cân haste
Lutf eyle inâyet kıl

Âşıklara ihsân et
Derdlilere dermân et
Vuslat yolun âsân et
Lutf eyle inâyet kıl

Ey rahmeti çok Rahmân
Âlem gözüme zindân
Uçarsa kafesden cân
Lutf eyle inâyet kıl

Rahmân-ı râhimimsin
Gufrân-ı azîmimsin
Sultân-ı kerîmimsin
Lutf eyle inâyet kıl

Bülbül gibi pür zârem
Dâim durup ağlaram
Dahi kime yalvaram
Lutf eyle inâyet kıl

Ey derdime dermânım
Kurbân yoluna cânım
Nem var dahi sultânım
Lutf eyle inâyet kıl

11

Mef'ûlü Mefâ'îlün Mef'ûlü Mef'âîlün

Yanmakdan usanmazam pervâne miyem bilmem
Hiç sonunu saymazam dîvâne miyem bilmem

Her şâm ü seher zârem gûş eylemez ol yârim
Bakmaz bana hünkârım bîgâne miyem bilmem

Dil-hâne harâb oldu yıkıldı türâb oldu
Her cânibi bâb oldu vîrâne miyem bilmem

Kalbimde ocağım var bu sînede dağım var
Âteşde durağım var hep yane miyem bilmem

Bulup dem-i eşyâhı gül vere dil şâhı
Bu dünyede ben dâhi uslana mıyam bilmem

Nûrî dem-i dehşetde bahr-i gam-ı fürkatde
Ka'r-ı yem-i hayretde dürdâne miyem bilmem

gûş (f) : kulak
cânib (a) : taraf, cihed, yan
dürdâne (f) : inci tanesi , sevgili, kıymetli
ka'r (a) : dip, derinlik


12

4+4=8

Bulmaz bu derdin çâresin
Bî-çâre gönlüm neyleyim
İşletdi aşkın yâresin
Pür yâre gönlüm neyleyim

Cânâne vâsıl olmadı
Cânında tâkat kalmadı
Ondan tesellî bulmadı
Bir pâre gönlüm neyleyim

Pervâze eylerken heves
Cismi ona oldu kafes
Eğlenmez oldu bir nefes
Âvâre gönlüm neyleyim

Encüm gibi dâim döner
Gâhi çıkar gâhi iner
Durmaz gece gündüz yanar
Bir nâra gönlüm neyleyim

Terk etti cümle pîşesin
Artırdı gam endîşesin
Sındırdı Nûrî şîşesin
Sad pâre gönlüm neyleyim

pervâz (f) : uçma, uçuş, saçak
encüm (a) : yıldızlar

13

Mefâ'îlün Mefâ'îlün

Semâdan sırr-ı tevhîdi
Duyan gelsin bu meydâna
Derûnunca bugün Allah
Diyen gelsin bu meydâna

Görenler nûr-ı Gaffârı
Duyanlar sırr-ı Settârı
Cihânda şîşe-i ârı
Sıyan gelsin bu meydâna

Salâdır ehl-i irfâna
Getirsin cânı kurbâna
Bugün başını meydâna
Koyan gelsin bu meydâna

Geçip bu âbile gilden
Dahi cümle heyâkilden
Bu dünyâ nefsini dilden
Yuyan gelsin bu meydâna

Gönül maksûdunu buldu
Cihân envârile doldu
Bugün Nûrî imâm oldu
Uyan gelsin bu meydâna


14

Mefâ'îlün Mefâ'îlün Fe'ûlün

Habîbu'llah cihâna cân değil mi
Vücûdu âleme bürhân değil mi
Cihâna bâis oldu çünki nûru
Cemâli cümlede tâbân değil mi

Varınca li-ma'-Allah âlemine
Erince sâat-i halvet demine
Kadem basınca ol arş-ı berîne
Cenâb-ı hazrete mihmân değil mi

Nebîler serveri şâh-ı resüldür
Gülistân-ı visâl içinde güldür
Cenâbî bize hâdî-i sünbüldür
Beyân-ı âyet-i Kur'ân değil mi

Onun nûru oluptur nûr-ı envâr
Onun bûyundun aldı bûy-ı ezhâr
Meşâyıhda onundur bunca etvâr
Kamusu katre ol ummân değil mi

O şemse zerre olursa bu Nûrî
Yeter âlemlere bir zerre nûru
Olur zulmâtı kâşif çün zuhûru
Ziyâsı cümleye yeksân değil mi

ba'is (a) : sebeb olan, gönderen
zulmât (a) : karanlık

 

© 2000-2006 Alperen Bilgi İşlem Merkezi

Alperen 2000'de  Web'de