|

12 Rebiülevvel 1027 / 8 Şubat 1618 'de
Malatya'da dünyaya gelmiştir. Halveti tarikâtının Niyâziyye veya
Mısriyye kolunun kurucusu, büyük bir sûfî şâirdir. Babası,
Soğanlı'nın önde gelenlerinden Nakşibendiyye tarikatı mensubu
Soğancızâde Ali Çelebi'dir. Niyâzî'nin asıl adı Mehmed'dir. Niyâzî
ve Mısrî ise mahlaslarıdır. Mısrî mahlası tahsilini Mısır'da
yaptığından dolayıdır.
Dîvândan bazı bölümler:
1
Ey derde dermân isteyen yetmez mi derd dermân sana
Ey râhat-ı cân isteyen kurbân olandır cân sana
Yağma edersin varlığın gider gönülden darlığın
Mahv eylesin ağyarlığın yâr olısar mihmân sana
Sermâye bu yolda hemân teslîm olur buna inan
Sıdkile Allâh a dayan etmez mi gör ihsân sana
Tevhîde tapşur özünü kimseye açma razunu
Şeyh izine tut gözünü şeyhin yeter bürhân sana
İven kişi yol alamaz maksudu hergiz bulamaz
Bekle ma'ârif kapısın yüz göstere ihsân sana
Dünya ile ukbâyı ko ûlâ ile uhrâyı ko
Var ol kurı sevdâyı ko matlab yeter Sübhân sana
Cândan taleb kıl yârını ver cânı bul dildârını
Yog eyle kendi varını kim var ola cânân sana
Çürüklerin hep sağ olur zehrin kamu bal yağ olur
Dağlar yemişli bağ olur cümle cihân bostân sana
Güçdür katı Hakk'ın yolu dergâhı hem gayet ulu
Sıdkıla olmazsan kulu etmez yolu âsân sana
Kulluğa bil bağlar isen şâm u seher ağlar isen
Sular gibi çağlar isen tiz bulunur umman sana
Bülbül oluban ötegör gül gibi açıl tütegör
Aşk oduna cân atagör gülzâr ola nîrân sana
Yüzün Nîyâzi eyle hâk derdile kıl bağrını çâk
Kalbin sarayın eyle pâk şâyet gele sultân sana
tapşırmak (a) : ısmarlamak, ulaştırmak, teslim etmek.
matlab (a) : istenen
2
Fâ'ilâtün Fâ'ilâtün Fâ'ilâtün Fâ'ilün
Cân bu ilden göçmedin cânânı bulmazsa ne güç
Yârını terk etmedin yârânı bulmazsa ne güç
Sûreti insan içi hayvan olursa kişinin
Taşlar ile döğünüp insanı bulmazsa ne güç
Ademin günlü içinde bahr-ı ummân gizlidir
Da'imâ susuz gezip ummânı bulmazsa ne güç
Şol fakîr olup gezenlerde hazîne dopdulu
Sa'y edip ol kenz-i bî-pâyânı bulmazsa ne güç
"Fakru fahrî" devletine erişen sultân olur
Fakr-ı tâmma erişip sultânı bulmazsa ne güç
Herkesin derdine dermânı yine derdindedir
Derdinin içindeki dermânı bulmazsa ne güç
Bunda gelmekden murâd çünkim Hak'un irfânıdır
Ey Niyâzi kişi ol irfânı bulmazsa ne güç
fakr-i fahri (a) : fakirlik iftiharımdır
fakr-ı tâm (a) : tam yokluk
bî-pâyân (f) : sınırsız ,sonsuz
3
Fâ'ilâtün Fâ'ilâtün Fâ'ilâtün Fâ'ilün
Ey garîb bülbül diyârın kandedir
Bir haber ver gülizârın kandedir
Sen bu ilde kimseye yâr olmadın
Var senin elbette yarin kandedir
Arttı günden güne feryâdın senin
Âh u efgân oldu mu'tâdın senin
Aşk içinde kimdir üstâdın senin
Bu senin sabr u kârarın kandedir
Bîr enîsün yok aceb hasretdesin
Râhatı terk eyledin mihnetdesin
Gece gündüz bilmeyip hayretdesin
Yâ senin leyl ü nehârın kandedir
Ne göründü güle karşı gözüne
Ne büründü baktığınca üzüne
Kimse mahrem olmadı hiç râzına
Bilmediler şeh-süvârın kandedir
Gökde uçarken seni indirdiler
Çâr unsur bendlerine urdular
Nûr iken adın Nîyâzi koydular
Şol ezelki i'tibârın kandedir.
çâr (f) : dört
şehsüvâr (f) : süvarilerin şahı, ata iyi binen.
kandedir : nerdedir
4
Müstef'ilün Müstef'ilün Müstef'ilün Müstef'ilün
Hakk'ı seven âşıkların eğlencesi tevhîd olur
Aşk oduna yanıkları eğlencesi tevhîd olur
Durmaz isim sürer dili sorar müdâm doğru yolu
Gerçek ere diyen belî eğlencesi tevhîd olur
İzinden ırmaz gözünü cân ile tutar sözünü
Görmeğe iver yüzünü eğlencesi tevhîd olur
Halkın arasından çıkar tevhîdi görse cân atar
Bülbül gibi dâ'im öter eğlencesi tevhîd olur
Mâl ü menâlin terk eder ehl ü iyâlin terk eder
Hâl ile kâlin terk eder eğlencesi tevhîd olur
Dünya vü ahret perdesin ardına atar cümlesin
Kor mâsivâ eğlencesin eğlencesi tevhîd olur
Mısrî'ye uyan kişinin gider çürüğü işinin
İçindeki can kuşunun eğlencesi tevhîd olur
müdâm (a): sürekli, devamlı
menâl (a) : bir kimsenin kendi eliyle elde ettiği ulaştığı ve elde
ettiği mal
ivmek (t) : acele etmek
5
Mefâ'îlün Mefâ'îlün Mefâ'îlün Mefâ'îlün
Ey Allah'ım seni sevmek ne güzeldir ne güzeldir
Yolunda cân u baş vermek ne güzeldir ne güzeldir
Şol ism-i zâtını sürmek visâlin gülünü dermek
Cemâl-i pâkını görmek ne güzeldir ne güzeldir
Sürüp dergâhına yüzler düküp yaşı yere gözler
Bir olsa gece gündüzler ne güzeldir ne güzeldir
Visâlin derdine düşmek yanıp aşk oduna pişmek
Sonunda sana erişmek ne güzeldir ne güzeldir
Niyâzî yârını bulmak yanında eğlenip kalmak
Varıp bir ile bir olmak ne güzeldir ne güzeldir
6
Müstef'ilün Müstef'ilün Müstef'ilün Müstef'ilün
Dermân arardım derdime derdim bana derman imiş
Bürhân sorardım aslıma aslım bana bürhân imiş
Sağı solu gözler idim dost yüzünü görsem deyû
Ben taşrada arar idim ol cân içinde cân imiş
Öyle sanırdım ayrıyam dost gayrıdır ben gayrıyam
Benden görüp işideni bildim ki ol cânân imiş
Savm u salât u hacc ile sanma biter zâhid işi
İnsân-ı kâmil olmağa lâzım olan irfan imiş
Kandan gelir yolun senin Hakk'ı sana hakka'l yakîn
Nerden gelip gitdiğini anlamayan hayvân imiş
Mürşid gerekdir bildire Hakk'ı sana hakk'al yakîn
Mürşidi olmayanların bildikleri gümân imiş
Her mürşide dil verme kim yolunu sarpa uğradur
Mürşidi kâmil olanın gâyet yolu âsân imiş
Anla hemân bir söz dürür yokuş değildir düz dürür
Âlem kamu bir yüz dürür gören anı hayrân imiş
İşit Nîyâzi'nin sözü bir nesne örtmez Hak yüzü
Hakdan ayan bir nesne yok gözsüzlere pinhân imiş
bürhân (a) : sened, delil
7
5+5=10
Aşkın meyine ben kana geldim
Şevkin nârına hoş yana geldim
Şem'i tevhîdi gördüm yakmışlar
Gitdi kararım pervâne geldim
Halka i zikri kurmuş âşıklar
Ben de sahnında cevlâna geldim
Mecnûn'um bugün Leylâ derdinden
Aklı neylerim dîvâne geldim
Derdi cânânın açdı yaralar
Bağrım üstünde dermâna geldim
Ümmi Sinan ın hâk-i pâyine
Sürmeğe yüzüm sultâna geldim
Yaramı bildim yârimden imiş
Bunda Niyâzi Lokmân'a geldim.
sahn (a) : meydan
8
Fâ'ilâtün Fâ'ilâtün Fâ'ilâtün Fâ'ilün
Tende cânım canda cânanımdır Allah hû diyen
Dilde sırrım sırda sübhânımdır Allah hû diyen
Dest-i kudretle yazılmış yüzüne âyât-ı Hak
Gönlümün tahtında sultânımdır Allah hû diyen
Cümle a'zâdan gelir zikr-i "ene'l-hak" narası
Cism içinde zâr u efgânımdır Allah hû diyen
Geceler tâ subh olunca inledir bu derd beni
Derdimin içinde dermânımdır Allah hû diyen
Yere göğe sığmayan bir müminin kalbindedir
Katremin içinde ummânımdır Allah hû diyen
Kisve-i tenden muarrâ seyr eder bu gökleri
Raks uran abdâl-ı uryânımdır Allah hû diyen
Her kişiye kendinden akreb olan dost zâtıdır
Ey Niyâzi dilde mihmânımdır Allah hû diyen
dest (a) : el
muarrâ (a) : soyunmuş,arınmış
mihmân (f) : konuk ,misafir
9
7+7=14
Cân yine bülbül oldu hâr açılıp gül oldu
Göz kulak oldu hep bir her ne ki var ol oldu
Uyandı çün nâr-ı aşk kaynadı ebhâr-ı aşk
Her yanaya çağlayıp akdı gözüm sel oldu
Gönül o bahre daldı dilim tutuldu kaldı
Gördüm anın zikrine azâlarım dil oldu
Ferhâd bugün ben oldum varlık dağını deldim
Şirin'inime varmağa her cânibim yol oldu
Geç ak ile karadan halkı bırak aradan
Nîyâzi dün buradan durma sana gel oldu
cânib (a) : taraf, yön, yan.
|