" Hayatımda beni en çok mutlu eden şey, güzel
Kur’an okuduğum anlardır. O an dünyalar benim olur zaman zaman
ayağım yerden kesilir, bazen de kendimden geçerim, o halin saatler
sürmesini ve hiç bitmemesini arzu ederim. "
Geçmişinize baktığımızda çok küçük yaşlarda başlayan bir Kur’an
eğitimi ve bununla birlikte gelen dünya çapında başarılar
görmekteyiz, bize biraz bu dönemden bahseder misiniz?
O zamanlar babamın hediye etmiş olduğu Abdussamed’in bir Kuran
Kaseti Kur’an’ımızı okumaya karşı bende büyük bir şevk oluşturdu
ve gurbetçilerimizin açmış olduğu teşkilâtlar bünyesinde yapılan
Kuran yarışmaları da bizlere bu istikamette yol gösterdi; 1982’de
Hamburg’da ve 1983’te Almanya’da 1'nci, 1984’ te Türkiye
yarışmasında bölge 3’ncüsü, 1985' te ilk Avrupa Kur'an Yarışması'
nda ise 1'nci oldum. Sonraları nasıl yapıldığını çok merak ettiğim
dünya yarışmasına iştirak ettim, tamamıyla Allah’ımızın bir lûtfu
olarak 1991’de Suudi Arabistan’da “güzel okuma” dalında 1. oldum.
1994 ve 2003 yıllarında ise İran’da ki yarışmalara iştirak ettim,
Kur’an’lar okudum.
Tabiiki Kur’an okumak bizim özel bir becerimiz değil Rabb’imizin
lütfudur. Bu şerefi bahşettiği için Cenâb-ı Hakk’a özellikle hamd
ediyorum.
Hayatımda beni en çok mutlu eden şey, güzel Kur’an okuduğum
anlardır. O an dünyalar benim olur zaman zaman ayağım yerden
kesilir, bazen de kendimden geçerim, o halin saatler sürmesini ve
hiç bitmemesini arzu ederim.
Kur’an-ı Kerim’i hıfzetmiş ve Kur’an Tilâveti’nde de dünya
birincisi olmuş birisi olarak sizce ideal Kur’an öğrenim dönemi ne
zamandır ve Kur’an eğitimi nasıl yapılmalıdır?
Şüphesiz dünyadaki en büyük şeref MÜ`MİN olmaktır.
Bunlar içerisindeyse, şereflerin en büyüğü "Hâmil-i Kur’an" yani
HAFIZ olma şerefidir. Kur’anı öğrenecek kişiye öncelikle
hafızlığın önemi anlatılmalı, sonra bu işi sevdirmeli,
kabiliyetine göre daima teşvik etmeli ve en önemlisi Kur’an
eğitimini iyi bilen, femi muhsin, ağzı düzgün birisinden almalı ve
çok Kur’an dinlemeli ve okumalıdır. Hocalarımız bizlere mümkün
mertebe küçük yaşlarda hafızlığa başlatılması gerektiğini tavsiye
ederlerdi ki kanaatimce ideal olanı budur. Ancak ben hafız olmak
isteyen her müslümanın hangi yaşta olursa olsun bu işi
başarabileceğine inanıyorum. Sahabe-i kirâm efendilerimizin önemli
bir kısmının ileri yaşlarda, örneğin Hz.Ömer Efendimiz’in 39
yaşında müslüman olduktan sonra, hafız olduğunu düşünürseniz
meseleyi daha farklı anlayabiliriz. İlla da şu zaman içerisinde
bitecek diye bir şartı da yoktur; amaç bu şerefe nail olmak ise, 3
sene değil de 5 sene sürsün, diğer bir ifade ile “azmin elinden
birşey kurtulmamış” der atalarımız.
Efendimiz "Kur'anı seslerinizle zînetlendiriniz." Yani Kur'an
okuyuşunuzu, kıraatinizi sesinizle süsleyiniz! buyuruyor. Sizce
bunda ölçü ne olmalıdır? Bu hadis-i şerifi açıklar mısınız?
“Allah güzeldir güzel olanı sever” hadisinde de olduğu
gibi, Kur’anı mümkün mertebe en güzel ses tonu ile okumalıdır. Bir
meşhurun: “Her ses güzeldir” ifadesinden yola çıkarak, okuyan kişi
mümkün mertebe sesini en tatlı ve hoş tona ayarlayarak Kur’an´ı
makamlı okumalı, dinleyenler adeta o okuyuşla büyülenmeli.
Efendimizin yukarıdaki hadisi aynı zamanda,
milyonlarca insan içerisinden sadece pek az insana lûtfedilmiş
olan müstesna güzel seslerin Allah’ın Kelamı’nın okunması yolunda
kullanılması için önemli bir tavsiye diye algılıyorum. Çünkü tüm
nimetlerden ve bunları nerelerde, hangi yollarda kullanıp hatta
kullanmadığımızdan hesaba çekileceğiz.
Maide-i Kur’an (Kur’an Ziyafeti) programlarının sizin projeniz
olduğunu öğrendik. Bu proje nasıl ortaya çıktı? Bu projeyle ilgili
hedefleriniz neydi ve şu anda gelinen nokta nedir?
Yıllardan beri dünyaca ünlü Hafızları büyük bir
şevkle dinleyen bir kardeşiniz olarak, dinlediğim kıraatler
içerisinde adeta dinleyenlerin kendilerinden geçtikleri, coşkulu
cemaatlerin huzurunda okunmuş, 3 saati aşan okumalar var. Bunları
dinledikçe ne yaparda bizler de
insanlarımıza
“KUR’AN DİNLEME ŞUUR ve KÜLTÜRÜNÜ” yerleştiririz diye uzun
zamandır hep düşünürdüm. Derken, değişik memleketlerden aynı
zamanda Hamburg’ da yaşayan ve uluslararası yarışmalarda dereceler
almış güzel Kur’an okuyan arkadaşlarımızı, 2001 yılında Hamburg
Merkez Camimiz’e dâvet ederek, asıl adı “Maidey’i Kuran” ( “Kuran
sofrası”) olan, dinleyenlerin okuyanlara imreneceği, en üst
düzeyde, görkemli bir Kur’an Ziyafeti programı hazırladık. Bu
programın haftalar öncesinden duyurusunu da yaptık ve Kur’an’a
gönül verenler camimizi hınca hınç doldurdular. Büyük ilgi gördüğü
ve camiler almadıği için salonlara taştık. İkinci ve üçüncü
programımızı Almanya’nın en güzel tiyatro salonunda yaptık ve
programları periyodik olarak her yıl bir defa yapmaya başladık.
Daha sonra Almanya çapında diğer islâmi cemaatlerden ve ırklardan
yoğun talepler oldu. Sonraları Avrupa çapına oradan da ülkemiz
Türkiyemiz’e yayıldı.
Programın aynı zamanda amacını ifade eden önemli
birde sloganı vardı; “Ruhların gıdasıdır Kurandır” diye, bu
“Ela bizikrillahi tetmeinnül gulub ” “Şunu iyi bilin ki,
şüphesiz kalplerin asıl mutmain olması, huzur bulması Allah’ı
zikriyle mümkündür.” ayetinin tercümesidir. Bu sloganla
yıllardır ruhların gıdasi müziktir safsatasını tashih etmek
istedik.
Hamdolsun bu sebeple bugün milyonlarca insan
Kur’anımız’ın o büyüleyici hoş sadasını tanıma ve dinleme imkanı
buldu. Bu sayede pek çok insanın Kur’an’a yönelmesine
gençlerimizin ise makamlı okumalarına teşvikine vesile oldu. Bu
bağlamda Türkiyemiz’de bu hizmete öncülük ettiği için “AGD”
Anadolu Gençlik Derneği’ni kutluyorum. Tabii ki programların
içeriği mesaj verme noktasında çok daha iyi doldurulabilirdi,
örneğin yukarıdaki bir yanlışı düzeltmeye mâtuf o altın ifade
değerlendirilebilirdi. Kur’an’ın mûcizevî özellikleri
anlatılabilir ve insanlarımızın Kur’an okumalarını teşvik eden can
alıcı mesajlar verilebilirdi.
Hayatında hiç tefsir veya meal okumamış insanlarımıza bakacak
olursak Kur’an-ı Kerim’in manasını anlamanın önemine binaen neler
söylemek istersiniz?
Önce bir aaahhh çekeyim! Çünkü bugün gerek ülkemizde
gerek İslâm Âlemi’ nde, sıkıntıların başında okumamak ve anlamamak
geliyor! Sanki ilk inen ayet ´´OKU´´değilde "OKUMA!"..
Dünyada en çok okunan,en çok sözde! saygı gösterilen, dinlenen ve
basılan kitap Kur’an iken, adeta anlamamakta direnilen kitap da
neredeyse yine Kuran! Oysaki Allah’ımız Kur’an’ımızın muhtelif
yerlerinde defaatlerce, aklınızı başınıza alasınız diye -ben bunu
ŞUUR lanasınız diye algılıyorum- biz Kur’an’ı kolaylaştırdık yok
mu anlayan! diye sorar. Adeta günümüz müslümanları bu soru
karşısında “evet yok anlayan” der gibidirler.
Bugün sadece müslümanlar değil, topyekun tüm insanlık, günümüzün
problemlerinden tek çıkış yolu olan Kuran´ın çağlar üstü nurlu
yoluna ve altın prensiplerine kulak vermek zorundadırlar. Aksi
takdirde dünyamız, birilerinin çıkarlarını korumaya dayalı sapık
ideolojilerin ve birtakım BEYİNSİZ! Kur'an'ın ifadesi ile SEFİH
kişilerin sultasında ve ZULMÜNDE uçuruma doğru hızla yuvarlanıyor.
Bu sorumluluk başta müslümanlara ait ve bu sadece ve
sadece Kur’an’ı anlamaktan geçiyor.
Sizi ayrıca ilahi albümlerinizden de tanımaktayız, bize biraz
bu yönünüzden de bahseder misiniz?
Çocukluğumdan beri okuduğum Kur’an’ın yanı sıra
ilahi de söylüyorum. Çünkü Kur’an talimi esnasında, aynı zaman da
ses ve mûsiki talimi de yapıyorsunuz, yani Kur’an okumaya çalışan
bir insanın mûsıkîden uzak durması düşünülemez. Bugün tarihe mâl
olmuş büyük mûsıki üstadlarının önemli bir kısmı hafızdır.
Hamburg'da camiide talebeliğimiz döneminde hocalarımız bizlere
özellikle özel gün ve gecelerde okumak üzere ilahiler
öğretirlerdi. Sonraları cemaatimizden gelen yoğun istek üzerine
bir ilahi albümü yaptık (1987) ve hayli ilgi oldu ardından.
Nasihat isimli ilk ekib çalışmamızı daha sonra ise bugün hala
dinlenilen “Cürmüm ile Geldim Sana” eserinin de içerisinde
bulunduğu “Biz geliyoruz” isimli ferdî çalışmamı yapmış oldum.
Bilâhare bu çalışmayı; Cürmüm ile Geldim Sana I, Cürmüm ile Geldim
Sana II, Gül Peygamberim, Medet, Lebbeyk, Sevmeye Geldim, Medine
Yollarında, Aşk Közü ve en son “Haydi söz verelim” çalışmaları
takip etti.
“Ey Rahmeti Bol Padişah” hemen hemen herkesin bildiği, sevdiği
bir ilâhi, böyle bir ilâhinin bestekârı olmak nasıl bir duygu? Bu
ilahiyle ilgili bize neler söylersiniz?
Öncelikle bu eseri bendenize nasip ettiği için Mevlâ’
ya Hamd ediyorum, biliyoruz ki başarılar ve güzellikler Allah’
dan, kötülükler ve eksikler ise kendimizdendir. Bu eserde
söz, beste, aranje, yorum ve içerik bütünleştiği ve insanımızın
Rabb’ine olan tazarrusunu dillendirdiği ve gönlüne tercüman olduğu
için de çok sevildi. İlâhi noktasında insanlarımız daha çok beni
bu eserle tanımış oldular.
Son albümünüzde Almanca eserler seslendirdiniz, daha öncesinde
de Almanca Mealli Kur’an-ı Kerim albümü yaptınız. Bu tür
çalışmalarınızın devamı gelecek mi?
30 yıldır Almanya’da yaşayan ve 18 yıl bilfiil İmamlık
yapmış birisi olarak, 60’lı yılların başında gurbetçilerimizin ve
müslümanların bu ülkelere gelişi bazı gayri müslimlerinde islâmına
vesile oldu. Önceleri Almanca Kur’an Meali, sonraları “Namaz
Hocası” ve “İlmihal Kitapları” sorulurdu. 90’lı yılların
başlarındaysa “Almanca İlahiler” de sorulmaya başlanıldı. Biz de
bu talepten yola çıkarak bazı eserleri Almanca’ya tercüme ettik.
Hatta kendi değerlerimizi Almanca ifade eden yine buradaki
Almanca’ya hâkim gençlerimiz tarafından yazılmış ve bestelenmiş
eserler okumaya başladık. Zaman içerisinde hayli ilgi gördü. Bu
vasıta ile aynı zamanda inancımızı ve değerlerimizi Almanlar’ a
tebliğ etmeye çalışıyoruz.
Mevla te´siri halk eyleye.
Kur'an-ı Kerim Tilâveti: A.Imran-Hakka
23.03.08 Steinhagen Ditib Sehitleri Anma Progr.
Röportaj: Alperen 2000 Aylık İnternet Dergisi (Abdurrahman
Alperen) - Mart 2008