Hakan Bayraktar Röportajı

Ana Sayfa

İkinci albümü "Aşk ve Gül" ile dinleyicilerle buluşan ,
Dr. Hakan Bayraktar ile yeni albümü hakkında konuştuk.

 

- İlk önce albüme ismini veren "Aşk" ve "Gül" den bahsedelim, neden bu iki ismi bir araya getirerek albüme ismini verdiniz?

1998’te ağırlıklı olarak benim bestelerimden oluşan ve değerli sanatçı Mehmet Emin Ay tarafından seslendirilen Visal albümünden bu yana müzikseverlik ve müzisyenlik beste ve proje çalışmalarıyla kendini gösterdi. 2000 yılında yayınlanan ilk solo albümümün adı da hatırlayacağınız üzere “Külli Aşk” idi. Eserlerimde aşk ve ilahi temalar hep ön plana çıktı ve çıkmaya devam ediyor. Bu temaları konu edinince çalışmalarımın bereketlendiğine inanıyorum. Dolayısı ile Aşk hep vardı demeyeceğim, O olmasa zaten biz olmazdık. Nitekim Fuzûlî “Aşk imiş her ne var ise alemde” vecizesiyle bunu mükemmel bir şekilde izah ediyor. Gül ise özde Sevgili Peygamber Efendimizi sembolize etmekle birlikte, beşeri münasebetlerde de sevginin en güzel ifadesi olarak tüm toplum ve medeniyetlerde yer almaktadır. Bu sebeple “Aşk ve Gül” ismi birleşerek albüme isim oldu.

- Bu albümü hazırlamaktaki gayeniz nedir?

Yegâne sevgi aslında Allah sevgisidir. Diğer bütün sevgiler bu yüce sevgiden birer cüzdür. Allah’ı sevmek O’nun sevdiklerini ve O’nu sevenleri sevmekle mümkün olabilir. Her seven sevdiği için bir şeyler yapar, yapması da gerekir. Kişinin mesleği ve kabiliyeti ne ise sevgisi uğruna yüreğiyle birlikte aklını ve mesaisini ortaya dökmeli, üretmeli ve faydalı birey olmaya çalışmalıdır. Çalışmalarımızın temel gayesi bu faktörlerdir. Ancak müzik açısından da “Aşk ve Gül” güçlü bir saund arayışıdır. İlahi tadındaki işler hem vakur hem de tevazu sahibi olmalıdır. “Aşk ve Gül” de müzikal anlayışın vakarı belki ağır basar, fakat sözler ve ritim dışı unsurlar, örneğin tasarımlar, soft eserlerin de varlığı ve klasik enstrumanlar dikkate alınırsa dengeli bir tevâzu da görülecektir. En yüce sevgilerin güçlü seslerle ifade çabası şeklinde yorumlayabiliriz. Ancak buna bir iç dökme çabası eşlik eder. Tabi her insan için olmazsa olmaz bir gaye de, üreterek fani dünyada bir hoş sada bırakma düşüncesidir.

- Albümdeki eserler hakkında bize biraz bilgi verebilir misiniz?

Sözler Yunus Emre ya da Yunus Emre anlayışına yakın özgün şiirlerden oluşmakta iken besteler için adres belirtmek zor. Bestelerin tarzında yelpaze biraz genişliyor. Beste oluşum süreci yaklaşık on yılı içine alır. Ağırlıklı olarak kendi bestelerimden oluşmakla birlikte sanatçı dostlarım Hasan Sağındık, Serbülend Arpa, Ramazan Kamiloğlu gibi isimlerde besteleriyle albümde yer aldılar. CD içerisinde 11 eser, kaset içerisinde de 10 eser yer aldı. Eserler arasında; değişik müzik zevki ve hayat anlayışına sahip dinleyicilere de hitap eden Allah’ın isimlerinden bazılarını öğretebilecek bir “Esmaü’l Hüsna”,

“Bir ben vardır bende, benden içeri” ifadesine yakın bir ifade ve üslup ile “Ben hep seni düşünürüm” diyen üstad Abdurrahim Karakoç’un aşk ifadesinin Hasan Sağındık bestesi ile bütünleşmesi ile oluşan “Sen’i düşünürüm” adında bir ezgi,

Peygamber Efendimizin sevgisini ifade etmeye çalışan “Aşkım Muhammed (s.a.v.)” adındaki özgün bir eser,

Yunus’un dilinden nefis muhasebe ve mücadelesini anlatan “Nefs Elinden" adında hareketli bir eser,

Özellikle Arap-İslam coğrafyasında meşhur ve gene Peygamberimizi anlatan “Ya Taybe” adındaki ve enaşid tarzı olarak isimlendirilen Arapça anonim bir eser.

Beytullah’a Yunusça özlemi anlatan, hem slow hem de hareketli yapıyı aynı zamanda içerisinde barındıran, biraz da new age tarzın denendiği “Güzel Kabetullah” adında bir eser ve diğer eserlerle renkli ve zevkli bir albüm ortaya çıktı diye düşünüyorum.


- Albümdeki müzikal yapıyı mevcut müzik türlerinden hangisine daha yakın buluyorsunuz?

Bilindiği üzere sözel müzik; söz, ses ve ritim den oluşan toplam bir unsurdur. Müziğin hamurunda bunlar var. Mevcut müzik türü kavramı biraz karmaşık. Günümüzde türlerde karışıklık var ve müzik anlayışları sınır tanımıyor. Bireysel olarak müzik eğitimimiz dolayısı ile belli form ve tarzlara bağlı eser üretmemiz her zaman mümkün olabilir tabi.  Ancak Aşk ve Gül’ü de bu anlamda bir yere koymak zor. Sanat müziği deseniz konular örtüşmez, içinde Yunus var, düzenlemeler var, Halk müziği deseniz bağlama yok, Tasavvuf Müziği deseniz yer yer çok seslilik, özgünlük ve armoni var, pop deseniz uymaz, rock deseniz uymaz. Ama toplamda yaptığımız müziğin tasavvuf müziğine olmasa da anlayışına bağlı, özgün çalışmalar olduğunu ifade etmek mümkün.


- Albümde birçok eserin bestesinin size ait olduğunu görüyoruz, bu albümün haricinde dinleyiciyle buluşmuş besteleriniz var mı?

1998’ den bu yana yayınlanmış 30 civarında bestemiz var. Belirtmek isterim ki bu çalışmalara beste demek alışkanlıktan öte değil, bestekar üstatlarımız bizi bağışlasınlar. Çünkü bizimkiler bestekar üstatların bize ve kültürümüze armağan ettiği eşsiz nağmelerdeki çeşitli motiflerden kulağımızda bulunanlardan çeşitli terkipler yapma becerisi ama, bunlardan bazıları gerçekten çok sevildi. Özellikle, Yakma Ya Rabbi, Senin Aşkın Allah’ım, Allah’tan Gelir, Nefse Uyup, Gözlerim, Çağırırım Ey Dost Sen’i, Güzel Annem, Yana Yana, Matem Oldu gibi eserler sayılabilir.

- Müziğin dışında nelerle uğraşırsınız?

Malumunuz ben bir tıp doktoruyum ve sağlık idarecisiyim. Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Başhekim Yardımcısı olarak görev yapıyorum. Hekimlik, idarecilik ve sanatın birbirini körelten işler değil de birbirinin tamamlayıcısı olmasının mümkün olduğuna inanıyorum ve bunun için özel çaba gösteriyorum.

- Sanata dair -tabii gelecekle ilgili bir sual olduğundan kısmet olursa diyelim - kısa ve uzun vadeli planlarınız nelerdir?


Millet olarak iman nimetini ve ilhamını aşk ve sevgiden alan çok zengin bir kültür mirasına sahibiz. Manevi zevk aracı olarak işleyebileceğimiz zenginliklerimiz mevcut. İnsanlığın bu nimetlere ihtiyacı var ve bu bizim sorumluluğumuzda. Sanat ve müzik, gönüller ötesindeki bir gönle sesleniş ve evrensel bir dil olduğundan bu anlamda iyi bir araç. Bu aracı bu yolda kullanmaya açık her proje, içinde severek yer alabileceğimiz proje olacaktır. Tabi eğitim projelerini de ihmal etmemek lazım. Zevkli ve öğretici çalışmaların bir arada sunulması niteliği artırıyor. Ancak her şey fırsat ve nasip ile mümkün olabiliyor. Bir şeyler sunmak ta elbette kısmet işi. Çalışmalarımızın akli ve manevi melekelerimiz var oldukça var olacağına hep inanıyorum.

Bu güzel söyleşi için müteşekkirim.

 

- Sorularımızı cevapladığınız  için biz teşekkür ederiz...

 

"Esma-ül Hüsna" Klibini buradan izleyebilirsiniz.

 

Röportaj: Abdurrahman Alperen - Ekim, 2006 Ankara
 

© 2000-2006 Alperen Bilgi İşlem Merkezi

Alperen 2000'de  Web'de