|
Şâir-Edip-Mütefekkir Üstad Necip Fazıl Kısakürek'i
Sevgiyle ve Rahmetle Anarken
Velîler kervanının son ve
ışıklı halkası Es-Sey-yid Abdülhakim Arvâsi (rh.a.) Efendi
Hazretlerinin vesile ve vasıtasıyla "Kutlu Hidâyet"e eren
şiir ve tefekkür dehası merhum Necip Fâzıl Kısakürek, yakın
tarihimiz içinde gelmîş-geçmiş ve cemiyetimizi şekillendirmiş
büyüklerden renkli ve canlı bir örnektir. '
Ömrünü "Olmak ve Ölmek"
hafakanları içinde, bu kutupların bütün öldürücü faktörlerine ve
kişilerine sevimli bir dost, bütün öldürücü faktör ve eşhasa karşı
önünde durulma: bîr düşman olarak hiddet, öfke ve aksiyon'la
geçirmiş bu güzel insanı kaybedişimizin dokuzuncu yılındayız.
Rahmet dualarımızı tekrarlıyoruz.
Zaman, bir petrol
pompasının "numaratörler"i gibi yakalanmaz bir hızla gelip,
geçiyor. Ah! İnsanlık bu sür'ati bir kavrayabilse... Zaman'a ve
mekân'a hâkimiyet şartını bu ürpertici akış içinde bir
yakalayabilse... Çok şey değişecek..
Sonsuzluğa kanat açan bir
"Zümrüd-ü Ankâ kuşu" gibi hep meçhulleri kurcalayan, sanatkâr bir
ruhun sıcaklığı ile dolup, taştı mısra'larda...
Niçin küçülüyor,
eşyâ uzakta?
Gözsüz görüyorum
rüyada nasıl?
Zamanın raksı ne,
bir yuvarlakta?
Sonum varm ış,
onu öğrensem asıl..
Diz
çök ey zorlu nefs önümde diz çok!
Heybem hayat dolu,
deste ve yumak,
Sen, bütün dalların
birleştiği kök,
Biricik mes'elem:
sonsuza varmak!
(Çile. 1939)
Sonsuzluk sırrını
fısıldayan bu ezeli ve ebedi şarkı onun dudaklarında bir ömür boyu
şiir - tefekkür - tarih - kültür, estetik, fikir, his ve hamle
titreşimleri hâlinde cemiyetimize yansıdı.
Merhum Necip Fazıl Bey
üstâd'ın yaşadığı tarih dönemi "Müslüman milletimiz'in canhıraş
feryâdlerle madde ve mânâ'da yaşadığı" işkence dolu yıllardı.
Doğduğu (26 Mayıs 1904)
tarihinde Osmanlı devleti kendi iç zaaflarının sürükleyip,
getirdiği bir "çaresizlik" çığırı içinde, dış düşmanların amansız
bir "öldürme koalisyonu" hâlinde, saldırı ve komplolarına hedefti.
Tanzimat'la "ölüm fermanı"
yazılan bu mağdur ve mazlum millet, "Meşrutiyet" çığırında
yaşatılıyor görüntüsünde idam edilmek isteniyordu. Üstâd'ın
çocukluğu, bu gâileli yılların mütereddit akışı içinde geçti.
Tanzimat'la idam fermanı yazılıp, sehpaya sürüklenen millet ve
devlet, Meşrutiyetle boynuna ilmek geçirildi. Cumhuriyet
döneminde, ayaklarının altındaki sandalyeyi çektiler... Burada bir
"Muhammedi (s.a.v) mucize" vukua geldi. Bütün ruhlarda, bedenlerde
bir "varoluş çığlığı" bir "ölümsüzlük gayreti" bir "Diriliş
feryadı" koptu.
Aziz milletimiz ve devlet,
hâlâ sehpada sallanmaktadır. Cumhuriyetin 69 uncu yılında,
dipdiriyiz, canlıyız, ümitliyiz ve yaşıyoruz. Urganlara,
zincirlere direne direne yaşıyoruz.
Ruh iklimimizde Necip
Fazıl'ların ses ye solukları dolaşıyor. Gazetelerin, dergilerin
dost sayfalarından bir buhurdan gibi tütüyor üstümüze büyükler...
Ve pırıl pırıl bir imân gençliği oluşuyor çağın muzdarip ana
rahminde... Çocuklar daha mânâlı gülümsüyor istikbale, anneler -
hanımlar - genç kızlar daha sevimli bakıyor topluma,
delikanlıların ruhlarını süsleyen cihâd zikirleri bir zafer marşı
gibi ritmini buluyor.
Necip Fazıl'lar bir daha
öldürülemeyecek bir dirilikte aramızda yaşıyorlar. Zaman,
zaferlere gebe inşaallah.
Mustafa Yazgan - Kadın
ve Aile Dergisi, Haziran 1992
|