Turizm ya da Babil Kulesi

Ana Sayfa

 

Seyahat, gezip tozma insanoğlunun en doğal yönsemelerinden biridir. İnsanların bildikleri yerlerden kalkıp bilmedikleri, fakat merak ettikleri yerleri görme arzusu onlara yerkürenin meçhul yerlerini öğrenme ve keşfetme yolunu açmıştır. İnsanoğlu, öyle tahmin edilebilir ki, başlangıçta rızkını arama mecburiyetinden kaynaklanan bir güdüyle çevresini keşfe çıkmışken, kendi yöresel çevresinin dışında başka zenginliklerin bulunabileceğini öğrendikçe, ondaki doğal içgüdü gide gide bilinçli bir keşfetme arzusuna dönüşmüştür. İçinde yaşadığımız çağa gelinceye kadar seyahat etme, gidip görme, görüp öğrenme, yeni, başka dünyalar keşfetme insanın sözkonusu doğal yönsemesinin bir dışlamasıydı denebilir.

Fakat günümüz için de aynı doğal yönsemenin geçerli olduğu söylenebilecek mi? Kuşkusuz, seyahat etmenin çağdaş hayatın zorunluluklarından biri olduğunu inkâr edecek değiliz. Günümüz insanı yaşadığı doğadışı ortamdan kaçmak, o ortamın dışına çıkabilmek için vesileler icat ediyor. Fabrikaların, büroların dar, kapalı alanlarında, güneşten, tabiattan yoksun olarak yıl boyu yaşamaya mahkûm ve mecbur olanlar, kendilerine sıkıntı veren bu ortamlardan kurtulup kentlerin dışında birkaç hafta geçirebilmenin özlemini çekiyorlar.

Çağdaş hayatın baskısından doğan bu doğal ve masum arzu günümüzdeki "turizm" olayının gelişmesinde başlıca itici güç olmuştur. Fakat "turizm" denilen olay, bir zamanların "seyahatinden tamamiyle farklı özellikler taşımaktadır. Her ne kadar turizmin çağdaş hayatın zorunluluklarından doğduğunu kabul ediyorsak da, bu zorunluluğun bir "endüstri" haline dönüştürülmesi ve giderek çağdaş putlardan biri haline getirilmesi turizmi, seyahatten ayıran bellibaşlı bir niteliktir. Artık turizm, seyahat bağlamının dışında kalan amaçlar için "kullanılmaktadır."

Kuzey yarımküresinin az güneş gören ülkelerinin insanlarının yılın birkaç haftasını güneşli ülkelerde geçirmek istemelerinde yadırganacak bir husus yoktur. Hatta sağlık nedenleriyle bunu teşvik etmek gerektiğine de inanılabilir. Kuzey ülkelerinin insanlarının güneşli bir günde kırlara, evlerinin bahçelerine çıkıp soyunup dökündüklerini bilenler, bu insanların güneşe duydukları hasretin ve ihtiyacın boyutlarını takdir ederler. İnsanların bu doğal, masum ihtiyaçları çağdaş tüketim mekanizmalarının elinde bir sömürü aracı olmuştur.

Bizim günümüz turizm olayında karşı çıktığımız onun bu sapkınlaştırılmış yanıdır. Turizm denilen olay günümüzün doğa dışına düşmüş İnsanının doğa özlemini yapay ve ölü tabiatla gidermeye çalışırken, bir yandan da onun bu özlemini kendi aslî bağlamanın ve amacının dışında kalan alanlarda sömürmekledir.

Değindiğimiz gibi seyahatten başka bir anlamı içermeye başlamış olan turizm, tatille eş anlamlı hale gelmiştir. Tatilse artık bronz ten demek olmuştur. 19. yüzyılda çiftçilere ve köylülere mahsus ve dolayısıyla düşük hayat standardının göstergesi sayılan bronz ten, endüstri toplumlarında fabrika İşçileri haline gelen çiftçi ve köylülerin ağarması, buna mukabil tatile çıkacak kadar yüksek gelirli olanların tenlerinin bronzlaşmasıyla yüksek hayat standardının işareti olarak görülmeye başlamıştır. Turizm artık belli bir kesim insan için gösteriş tüketimi olarak kullanılmakta ve bu endüstriyi elinde tutanlar için tüketim ekonomisinin araçlarından biri olarak kamçılanmaktadır.

Günümüz turisti için güneş ve deniz önemini yitirmiştir. Güneş ve deniz turiste yaşatılmak istenen hayatın maskesi olarak kullanılmaktadır. Güneş ve deniz, insanların gövdelerini teşhir edebilecekleri özel alanlara dönüştürülmüştür. Sağlık da bu maskelerdendir. İnsanlar artık sağlıkları için güneşe ve denize gitmiyor, başka yerlerde tatmin etme fırsatını yakalayamayacakları (ya da kolay kolay yakalayamayacakları) bir tür ruh hastalığı olan teşhircilik eğilimlerini tatmin için oralara gidiyorlar. Ve bütün bunlar insanlara sağlık gibi yüksek ya da yüceltilmiş fikirler adına ve bu maskelerle kabul ettiriliyor. Ve turizm, öteki birçok çağdaş pullar gibi kimsenin dokunmaya cesaret edemediği bir totem ya da tabu olarak algılanıyor.

Dostoyevski'nin Babil Kulesi için yaptığı yorum turizme de uyarlanabilecek değerdedir. Dostoyevski, Babil Kulesi göğe yükselmek için değil, fakat göğü yere indirmek maksadıyla inşa edilmistir, diyordu. Günümüzdeki turizm olayı da, insanların masum seyahat ihtiyaçlarının giderilmesi için değil, fakat tüketim ekonomisinin uzantısı olan birtakım sapıklıkların ve sapkınlıkların meşrulaştırılması İçin ortaya çıkartılmıştır. Kendi aslî işlevini yitirmiş, türetilmiş, yapay bir ihtiyaç haline getirilmiştir.

Rasim ÖZDENÖREN - İslâm Dergisi, Ağustos 1987

 

© 2000-2006 Alperen Bilgi İşlem Merkezi

Alperen 2000'de  Web'de