|
Seyahat, gezip tozma
insanoğlunun en doğal yönsemelerinden biridir. İnsanların
bildikleri yerlerden kalkıp bilmedikleri, fakat merak ettikleri
yerleri görme arzusu onlara yerkürenin meçhul yerlerini öğrenme ve
keşfetme yolunu açmıştır. İnsanoğlu, öyle tahmin edilebilir ki,
başlangıçta rızkını arama mecburiyetinden kaynaklanan bir güdüyle
çevresini keşfe çıkmışken, kendi yöresel çevresinin dışında başka
zenginliklerin bulunabileceğini öğrendikçe, ondaki doğal içgüdü
gide gide bilinçli bir keşfetme arzusuna dönüşmüştür. İçinde
yaşadığımız çağa gelinceye kadar seyahat etme, gidip görme, görüp
öğrenme, yeni, başka dünyalar keşfetme insanın sözkonusu doğal
yönsemesinin bir dışlamasıydı denebilir.
Fakat günümüz için de
aynı doğal yönsemenin geçerli olduğu söylenebilecek mi? Kuşkusuz,
seyahat etmenin çağdaş hayatın zorunluluklarından biri olduğunu
inkâr edecek değiliz. Günümüz insanı yaşadığı doğadışı ortamdan
kaçmak, o ortamın dışına çıkabilmek için vesileler icat ediyor.
Fabrikaların, büroların dar, kapalı alanlarında, güneşten,
tabiattan yoksun olarak yıl boyu yaşamaya mahkûm ve mecbur
olanlar, kendilerine sıkıntı veren bu ortamlardan kurtulup
kentlerin dışında birkaç hafta geçirebilmenin özlemini çekiyorlar.
Çağdaş hayatın
baskısından doğan bu doğal ve masum arzu günümüzdeki "turizm"
olayının gelişmesinde başlıca itici güç olmuştur. Fakat "turizm"
denilen olay, bir zamanların "seyahatinden tamamiyle farklı
özellikler taşımaktadır. Her ne kadar turizmin çağdaş hayatın
zorunluluklarından doğduğunu kabul ediyorsak da, bu zorunluluğun
bir "endüstri" haline dönüştürülmesi ve giderek çağdaş putlardan
biri haline getirilmesi turizmi, seyahatten ayıran bellibaşlı bir
niteliktir. Artık turizm, seyahat bağlamının dışında kalan amaçlar
için "kullanılmaktadır."
Kuzey yarımküresinin
az güneş gören ülkelerinin insanlarının yılın birkaç haftasını
güneşli ülkelerde geçirmek istemelerinde yadırganacak bir husus
yoktur. Hatta sağlık nedenleriyle bunu teşvik etmek gerektiğine de
inanılabilir. Kuzey ülkelerinin insanlarının güneşli bir günde
kırlara, evlerinin bahçelerine çıkıp soyunup dökündüklerini
bilenler, bu insanların güneşe duydukları hasretin ve ihtiyacın
boyutlarını takdir ederler. İnsanların bu doğal, masum ihtiyaçları
çağdaş tüketim mekanizmalarının elinde bir sömürü aracı olmuştur.
Bizim günümüz turizm
olayında karşı çıktığımız onun bu sapkınlaştırılmış yanıdır.
Turizm denilen olay günümüzün doğa dışına düşmüş İnsanının doğa
özlemini yapay ve ölü tabiatla gidermeye çalışırken, bir yandan da
onun bu özlemini kendi aslî bağlamanın ve amacının dışında kalan
alanlarda sömürmekledir.
Değindiğimiz gibi
seyahatten başka bir anlamı içermeye başlamış olan turizm, tatille
eş anlamlı hale gelmiştir. Tatilse artık bronz ten demek olmuştur.
19. yüzyılda çiftçilere ve köylülere mahsus ve dolayısıyla düşük
hayat standardının göstergesi sayılan bronz ten, endüstri
toplumlarında fabrika İşçileri haline gelen çiftçi ve köylülerin
ağarması, buna mukabil tatile çıkacak kadar yüksek gelirli
olanların tenlerinin bronzlaşmasıyla yüksek hayat standardının
işareti olarak görülmeye başlamıştır. Turizm artık belli bir kesim
insan için gösteriş tüketimi olarak kullanılmakta ve bu endüstriyi
elinde tutanlar için tüketim ekonomisinin araçlarından biri olarak
kamçılanmaktadır.
Günümüz turisti için
güneş ve deniz önemini yitirmiştir. Güneş ve deniz turiste
yaşatılmak istenen hayatın maskesi olarak kullanılmaktadır. Güneş
ve deniz, insanların gövdelerini teşhir edebilecekleri özel
alanlara dönüştürülmüştür. Sağlık da bu maskelerdendir. İnsanlar
artık sağlıkları için güneşe ve denize gitmiyor, başka yerlerde
tatmin etme fırsatını yakalayamayacakları (ya da kolay kolay
yakalayamayacakları) bir tür ruh hastalığı olan teşhircilik
eğilimlerini tatmin için oralara gidiyorlar. Ve bütün bunlar
insanlara sağlık gibi yüksek ya da yüceltilmiş fikirler adına ve
bu maskelerle kabul ettiriliyor. Ve turizm, öteki birçok çağdaş
pullar gibi kimsenin dokunmaya cesaret edemediği bir totem ya da
tabu olarak algılanıyor.
Dostoyevski'nin Babil
Kulesi için yaptığı yorum turizme de uyarlanabilecek değerdedir.
Dostoyevski, Babil Kulesi göğe yükselmek için değil, fakat göğü
yere indirmek maksadıyla inşa edilmistir, diyordu. Günümüzdeki
turizm olayı da, insanların masum seyahat ihtiyaçlarının
giderilmesi için değil, fakat tüketim ekonomisinin uzantısı olan
birtakım sapıklıkların ve sapkınlıkların meşrulaştırılması İçin
ortaya çıkartılmıştır. Kendi aslî işlevini yitirmiş, türetilmiş,
yapay bir ihtiyaç haline getirilmiştir.
Rasim ÖZDENÖREN -
İslâm Dergisi, Ağustos 1987
|