|
Soru:
--Nefsi terbiye etmenin
ilk yolu nedir?
--Tasavvufa girmektir. Girmişse,
vazifeleri yapmaktır.
Soru:
--Nefsi alt
etme, terbiye etme yönünde bize bir şeyler söyleyebilir misiniz?
--Nefsiye terbiye etmenin, alt etmenin
iki yolu vardır:
1. Birinci yolu, nefsin gücünü,
kuvvetini azaltmaktır. Oruç tutarsın azalır, az uyursun kuvveti
azalır... Çok konuşmazsın, hatalara düşmezsin... İnsanların
arasına çok katılmazsın, tenhada durursun, kendi başına durursun,
rahat olursun... Bunlara işte kıllet-i taâm, kıllet-i kelâm,
kıllet-i menâm, uzlet-i enâm, zikr-i müdâm demişler. Zikre
müdâvim olursun. Böyle tedbirlerle, terbiye ile nefsin arzuları
kırılır.
Yâni, arzuları zayıflıyor zaten...
Coşkunluğu kalmıyor arzularının... Oruç tuttuğu zaman, az uyuduğu
zaman vs. Böyle bir yol vardır.
2. Bir de zikre kuvvet gidilip, insanın
aşkının, şevkinin, muhabbetinin, Allah-u Teâlâ Hazretleri'nin
yoluna sevgisinin coşması sûretiyle, günahlara nazar etmeyecek
hale gelmesi vardır. Aşk ve muhabbet yolu ile terbiye, zikre devam
ederek; o da olabilir.
Tabii, hepsinin çeşit çeşit incelikleri
vardır. Tarikatte halvet vardır. Şeyh efendinin çeşitli tâlimatı
vardır.
Soru:
--Ben derviş oldum ama,
nefsime hakim olamıyorum; ne tavsiye edersiniz?
--Tabii nefis çok azgındır. Nefsi
yenmek, gerçekten zordur. İnsan bunun zorluğunu yenmeğe kalkıştığı
zaman anlıyor. Peşinde gittiği zaman anlamıyor da, karşısına
çıktığı zaman nefsi yenmenin ne kadar zor olduğu anlaşılıyor.
Allah hepimize yardımcı olsun...
Zor bir iştir. Abdestli olarak, zikir
yaparak, tarikattaki vazifeleri yerine getirerek insan kuvvet
bulur, Allah'ın yardımına mazhar olur. Onları muntazaman yapması
lâzım!..
Soru:
--Nefsi uysallaştırmanın
yolu nedir?
--Az yemektir, az konuşmaktır, az
uyumaktır, çok zikretmektir.
Soru:
--Kitaplarda az yemek
tavsiye ediliyor. Fakat, buna riayet ettiğimde, ailemin, çevremin
tepkisini çekiyorum. Çok zayıf olduğumu söylüyorlar. Acaba ne
yapmalıyım?
--Peygamber Efendimiz SAS buyuruyor ki:
"Kuvvetli müslüman, zayıf müslümandan daha hayırlıdır. Hepsi
hayırlıdır ama, o daha hayırlıdır." O halde vücudun zaafa
düşmemesi önemli... Zayıfsan gerçekten, verem olacağına, ağzın
kokacağına, Allah rızası için yemek ye!.. Yâni kuvvetli olayım da,
iyi müslüman olayım diye...
Yemeğin azaltılması şu sebeptendir:
Yemeği çok yediği zaman, insanın nefsi kuvvetlenir. İnsanı
haramlara, günahlara sevkeder. Oruçlu olduğu zaman, az yediği
zaman nefsi kuvvetlenmez. O bakımdandır. Bunun ölçüsü, vücudun
zayıf düşmemesidir.
Soru:
--Samîmî müslüman olmak
için ne yapmak lâzım?
--Derviş olmak lâzım. Samîmî müslümanlık
yolu o, takvâ yolu o...
Soru:
--Şehvet kesilmeden
dervişlikte ilerlenilir mi?
--Şehvet kesilmez, kesilmesi de
gerekmez. Çünkü, normal ölçüler içinde Allah öyle yaratmıştır,
normaldir. Onun esiri olmak doğru değildir. İnsan evlenecek, evlât
yetiştirecek... Hayırlı evlâtlar insanın dünya va ahiretinin
sevabının artmasına vesile olur. Ümmet-i Muhammed'in adedi
artar... vs. Bunlar normal şeyler...
İslâm'da fıtrata aykırı bir durum
yoktur. İslâm, fıtratı doğru bir yola sevkeder. Yaratılışında
insanın bu duygular varsa, bunun meşrû yolu da nikâhtır,
evliliktir; bu normaldir. Evlendiği zaman, insanın dini
bütünleşiyor. Demek ki, doğrudan doğruya bu duygular insanın
mânevî ilerlemesine zarar vermiyor. Aklını başından alır da çok
meşgul ederse, tabii ilerletmez o zaman... Onun için de oruç
tutmak lâzım, gözünü haramdan sakınmak lâzım ve zikre devam etmek
lâzım!..
Soru:
--Çok uyuyorum, ne
tavsiye edersiniz?
--İnsanın çok uyuması, yaşıyla ilgili
olabilir. Meselâ, çocuklar çok uyurlar, yaşlılar uyumak
istedikleri halde uyuyamazlar. Yaşla igili bir meseledir. Sonra
delikanlılık çağında büluğ meseleleriyle ilgilidir.
Bazen yemekle ilgilidir. Çok yemek
yediği zaman insan, hemen gözleri mahmurlaşır, yatacak yer aramağa
başlar.
Bazen de uykusuz kaldığı zaman olur. O
da normaldir. Olduğu yerde böyle başı yere düşer. Uykuyu normal
miktarda uyumak lâzım!..
Bunun normal şekli ikidir: Bir yatsıdan
sonra yatmalı, teheccüd zamanına kadar uyumalı!.. Mümkünse bir de
öğleden evvel Efendimiz uyurdu; o uykuyu uyumalı!.. Bu ikisini
yaptı mı insan, çakı gibi sıhhatli olur.
Çok uykuya düşmemek için ikinci şey, çok
yemek yememeli!.. Vücuduna lâzım olacak kadar yemeli... Fazla
yediği zaman, fazla uyur.
--Maşaallah bu arkadaşımız pehlivandır,
bir oturduğu zaman bir kuzuyu yiyor.
Tamam, bir kuzuyu yerse, üç gün uyur
o... Ona da dikkat etmek lâzım!
Büluğla ilgilidir dedim; yâni, bazı
cinsel meselelerden dolayı da insan uyku durumuna düşebilir. Her
şeyde itidale dikkat etmek lâzım geliyor.
Soru:
--Teheccüd namazına
kalkamıyorum, ne yapayım?
--Teheccüd namazına kalkmak için, akşam
abdestli yatmak lâzım... Yâni abdest alacak, ondan sonra iki rekât
, dört rekât namaz kılacak, abdestli yatacak. Akşam yemeğini de az
yemek lâzım...
Dün Tabakatüs Sûfiyye'de okuduk.
Evliyâullah, İbrâhim ibn-i Edhem Hazretleri'ne nasihat ediyorlar:
"Karnın tokken gece ibadetini yapmayı hiç umma; mümkün olmaz!"
diyorlar. Akşam hafif yiyecek ki, gece uykusu hafif olsun,
teheccüde kalkabilsin.
Onun için, akşam yemeklerini sebze
olarak, hafif olarak, erken olarak yerseniz; bir de namaz kılıp
abdestli yatmağa dikkat ederseniz... Bir de duası vardır:
(Allahümme eykıznî fî ehabbis sââti
ileyke vesta'milnî biehabbil a'mâli yedeyke) diye tavsiye
edilen duası vardır; bunu da okuyun. Türkçesi şu ki: "Beni en
mübârek zamanda uyandır yâ Rabbi! En sevdiğin ibadeti işlemeğe
muvaffak eyle yâ Rabbi!" demek...
Soru:
--Sabah namazını, işrak
namazını camide kılmak nefsime zor geliyor; ne yapmalıyım?
--Akşam erken yatsın!.. Hakîkaten zor
geliyor. Gece saat ikide yatmışsa bir insan, sabah kurşunlanmış
gibi oluyor, yataktan kalkması zor oluyor. Akşam erken yattığı
zamanda karnı da acıkıyor, midesi de boşalınca, --aç tavuk
rüyasında yem görürmüş-- o zaman erken kalkıyor.
Akşam yemeğini hafif yerse, akşam erken
yatarsa... Sahabe-İ Kirâm akşam erken yatardı. Yatsıdan sonra çok
oyalanmaz, hemen yatardı. Az yeyince, yatsıdan sonra hemen
yatınca, hele hele böyle kış günlerinde çok rahat kalkarsınız.
Teheccüde bile kalkarsınız evvelallah...
Bir de duası vardır:
(Allahümme eykıznî fî ehabbis saati
ileyke vesta'milnî bi ehabbil a'mâli yedeyke.) "Yâ Rabbi, beni
en mübarek zamanlarda kaldır, ibadet yapabileyim! En güzel
ibadetleri, sevdiğin ibadetleri yapmayı nasîb eyle yâ Rabbi!.."
diye böyle dua eder yatarsınız. Abdestli yatarsınız, kalkarsınız.
Uykunuzu alarak kalkınca da, işrake de
kalırsınız, o hac ve umre sevaplarını da kazanırsınız, rızkınız da
bol olur.
Soru:
--Caminize geldim, sabah
namazını kıldım, yapılan duaları ve faaliyetleri sevdim. Merak
ettim, bazı kimseler neden kalkıp gidiyor?
--Hakikaten sabah namazını camide
cemaatle kıldıktan sonra camide oturup zikirle meşgul olmak,
Peygamber Efendimizin sünnet-i seniyyesidir ve sevaplıdır. Bir hac
ve umre yapmış gibi insan sevap kazanır.
Şimdi bu ibadetler sevaplıdır amma,
bunları yapmıyor diye giden kardeşlerimizi kınamak doğru olmaz.
Hastası vardır, işi vardır... Trene yetişecektir, otobüse
yetişecektir... Mazereti vardır, ihtiyardır, idrarı sıkışmıştır,
midesi bulanıyordur... Böyle bir mazereti olabilir. Ondan dolayı
hüsn-ü zan edecek.
Farz olmayan ibadetler için herhangi bir
kimse suçlanırsa, sûizandan dolayı kendisi günaha girer. Bazı
insanlar da sevaplarını söylemek ve göstermek istemezler. Çünkü
gösterilince, sevabın ecri bir miktar kaybolacağı için göstermek
istemezler. Gizli ibadet yaparlar, belli etmezler. Yâni, bir
köşeye çekilirler, görünmeden yaparlar.
Onun için büyüklerimiz demiş ki: "Her
gördüğünü Hızır bileceksin, her geceni kadir bileceksin!" Yâni,
karşındaki insana hüsnüzan besliyeceksin. Kendisi yaşlı ise, "Bu
benden çok yaşadı, benden çok ibadet etti; makamı benden üstün!"
diyeceksin. Yaşı senden küçükse, "Bu benden az yaşadı, günahı az
işledi; bunun günahı benden daha az!" diyeceksin. Herkese güleç
yüzle ve iyi nazarla bakacaksın ve gördün olayları hayra
yorumlayacaksın, şerre yorumlamayacaksın; "Elbet bir sebebi
vardır." diyeceksin.
Sonra, bazı insanların geniş
sorumlulukları olur. Bir tane işi olmaz bin tane işi olur, bin
tarakta bezi olur. Senden fazla ister orada kalıp o sevabı
kazanmayı ama, o işi vardır, bu işi vardır... Kafasında binbir
tane mesele, problem vardır. Elbette onları da yapması icab
ediyordur.
Sonra Allah'ın sevgili bir kulunun, iyi
bir insanın yazdığı kitaba baksan, konuşmasını dinlesen;
Buldum demez bulanlar,
Gördüm demez görenler,
Hakîkate erenler,
Gizli sırrı açar mı?..
diyor Üftâde Hazretleri... Bazıları da
kendisini göstermemeyi tercih eder, kendini saklar, belli etmez.
Melâmet meşrebli olur bazıları... "Halk beni günahkâr zannetsin,
pek rağbet etmesin, itibar etmesin, izzet etmesin! Şöhret afettir.
Parmakla gösterilmek --Allah korursa korur, korumadığı insanlar
için-- bir felâkete sebep olabilir. Mânevî bakımdan bazı
sıkıntıları vardır." diye düşünen insanlar olur.
Onun için hüsnü zan etmek lâzım, hüsnü
zan edin!.. Siz ibadetleri yapın; eğer kötü halini tahmin
ettiğiniz bir kardeş varsa, ona da dua edin!..
Kimse kendisini savunmaz, "Ben Allah'ın
sevgili kuluyum, velî kuluyum, yüksek kuluyum!.. Şöyleyim,
böyleyim..." demez. "Er yarın hak divanında belli olur!" demiş
ilâhide... Yarın rûz-i mahşerde, mahkeme-i kübrâda kulun iyiliği
belli olacağı için, Allah'ın hiç bir sevgili kulu, "Şöyleyim,
böyleyim..." demez. Ne Ebûbekir Sıddîk demiştir, ne Ömerül Fâruk
demiştir, ne ötekiler demiştir.
Ebûbekir Sıddîk diyor ki: Ç"Bütün
insanların hepsi cennete girecek, bir tanesi cehenneme girecek
sadece!.." deseler, "Acaba o insan ben miyim?" diye korkarım.È
diyor. Ebûbekir Sıddîk RA...
Yâni kimse, "Ben velîyim, ben
evliyâullahın yükseklerindenim, gavs-ı azamım, kutbül aktâbım!.."
demez. Niye desin?.. Allah'ın verdiği sırrı saklar.
Onun için hüsnü zan edeceksin sen!..
Eğer aleyhinde bir şey görüyorsan, hakîkaten bir şey varsa; yanına
çekersin, söylersin, nasihat edersin veya dua edersin. "Yâ Rabbi,
ben bu kardeşimi çok seviyorum, sen bunu hatalardan kurtar!" filân
dersin.
Birisi çocuğuyla beraber itikâfa girmiş
ramazanda... Geceleyin kalkmışlar teheccüde... Çocuk bakmış, öteki
itikâf arkadaşları yatıyorlar yatakta, bunlar kalkmış teheccüd
namazına... Abdesti almışlar. "Baba, ne olurdu bunlar da
kalksalardı. Ne güzel gelmişler böyle, camide ibadet etmeleri
lâzım, horul horul uyuyorlar. Kalkıp da namaz kılsalardı, bizim
gibi teheccüd kılsalardı ne iyi olurdu." deyince; "Ah evlâdım!
Keşke sen de kalkmasaydın, uyusaydın da bu lafı söylemeseydin!"
demiş babası... Onların yatmasını ayıpladığı için...
Soru:
--İstemeyerek her şeye
karışıp, konuşuyorum; buna bir çare söyler misiniz?
--Eskiden baklayı okurmuş şeyh
efendiler, müridin ağzına koyarmış. Erimediği için, dualı bakla
ağzında dururmuş. Öylece diline hakim olurmuş. Siz de hakim olmağa
çalışın!.. Zikirle meşgul edin dilinizi, başka şeye vakit
kalmasın. Mümkün olduğu kadar az konuşun. Sorun kendinize: "Bu
sözü söylemem lâzım mı?" diye... Pek gerekmiyorsa konuşmayın!..
Soru:
--Kalbimize kötü
düşüncelerin gelmemesi için ne yapmamız lâzım?
--Tabii, bu kötü düşünceler ya nefisten
gelir, ya şeytandan gelir. Nefsin vesvesesi veya şeytanın
vesvesesi olarak gelir. Abdestli olursanız, zikrullahla meşgul
olursanız, zikr-i kalbîye müdâvim olursanız onlar gelmez.
Soru:
--Kibir nasıl yenilir,
nasıl kırılır?
--Tasavvufî terbiye ile kırılır.
Biliyorsunuz; koca kavuklu, cübbeli, sarıklı, itibarlı, izzetli
Aziz Mahmud-u Hüdâî, Bursa kadısı olarak Üftâde Hazretlerine
gittiği zaman, ona sokaklarda ciğer sattırmış ilkönce...
Tasavvufun böyle nefsi terbiye metodları vardır. Onlarla, tasavvuf
ilmiyle terbiye olunur. Az yemekle, az konuşmakla, az uyumakla,
çok zikretmekle terbiye olur. Ama, bir hocanın nezaretinde olursa,
daha iyi olur.
Kendisinin kusurlarını araştırıp, sorup,
görmekle terbiye olur. Başka insanların olgunluklarını görüp, "Bak
ben şunlar gibi olamıyorum!" demekle, kendi halini bilmekle
terbiye olur.
Mâdem zihnine böyle bir şey takılmış
kardeşimizin, Allah kibirden kurtarsın... Sevdiği, tevâzû ehli,
güzel bir kul olmayı nasib eylesin...
Soru:
--Gözyaşı dökemiyorum;
çâresini izah eder misiniz?
--Gözyaşı dökmek, kalbin rikkati ile
ilgilidir. Duygulanacak, göz yaşı dökecek, ağlayacak. Bunun için
de midenin boş olması lâzım!.. Oruç tutar, biraz daha rikkatli
olur. Ondan sonra, tefekkürü çok yapmak lâzım!..
Soru:
--Yalnız başına kalınca
günah işlememek için ne yapmak gerekir?
--Abdestli olursunuz. Abdestli gezdi mi,
Allah'a sığındı mı insan, mümkün olduğu kadar mahfuz olur. Zikr-i
kalbîye devam eder, zikirde olursanız, yalnız başınıza günah
yapmaktan korunursunuz. Allah-u Teâlâ Hazretlerine sığının, ilticâ
edin; yardımcı olsun.
|