|
AKRA FM TEFSİR SOHBETİ
20 Ekim1998
--------------------------
Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN
Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve
berekâtühû!..
Aziz ve sevgili Ak-Radyo ve
Ak-Televizyon izleyicileri! Allah hepinizden razı olsun...
Sevdiği, razı olduğu işleri yapmayı; ömürlerinizi rızasına uygun
geçirmeyi nasib eylesin... Tevfîkını cümlenize refîk eylesin...
Cümlenize yardım eylesin... Hepinizi dünyada ahirette mes'ud ve
bahtiyar eylesin...
a. Kur'an Okurken Şeytan'dan Allah'a
Sığınılması
Şimdiye kadarki tefsir sohbetlerimizde
besmeleyi anlatmıştık en son. Bir de biliyorsunuz Kur'an-ı Kerim
okunurken namazın birinci rekâtında da, namazın haricinde de
Kur'an-ı Kerim'in kıraati başladığı zaman, tilâveti başladığı
zaman, sadece "Bismillâhir-rahmânir-rahîm." denilmiyor; "Euzü
billâhi mineş-şeytànir-racîm. Bismillâhir-rahmânir-rahîm."
deniliyor.
Allah-u Teàlâ Hazretleri İkra'
sûresiyle:
(İkra' bismi rabbikellezî halak)
"Yaratan Rabbinin adını anarak, onunla okumaya başla!" dediğini
anlatmıştım eski sohbetlerimizde. Demek ki Kur'an-ı Kerim'in ilk
başlangıcında Cenâb-ı Hak Peygamber Efendimiz'e, adıyla başlamayı
tavsiye ediyor.
Bir başka ayet-i kerimede de:
(Ve izâ kara'tel-kur'âne festeiz
billâhi mineş-şeytànir racîm) "Kur'an-ı Kerim okuduğun zaman
Allah'a sığın, Allah-u Teàlâ Hazretleri'ne istiàze eyle, şeytandan
Allah'a sığın!" deniliyor.
Bu, şeytandan Allah'a sığınmak meselesi
bütün alimlere göre sünnettir. Hatta bazı büyük alimler, bazı din
büyükleri vacib demişlerdir. Namazın dışında, sadece Kur'an-ı
Kerim okunurken ezü besmele okunması da mendubdur.
Bu bakımdan bugünkü konuşmamda euzü-besmeleyi
de anlatarak eğer vakit olursa Fâtiha'nın açıklanmasına geçeceğim.
Bu ezü, Allah'a şeytandan sığınmak
konusunda bazı ayet-i kerimeleri okumak istiyorum. Allah-u Teàlâ
Hazretleri bir ayet-i kerimesinde buyuruyor ki:
(Ve immâ yenzeğanneke mineş-şeytâni
nezğun festaiz billâhi innehû hüves-semîul-alîm) [Eğer
şeytandan gelecek kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen
Allah'a sığın! Çünkü o işitendir, bilendir.] buyruluyor. Yâni
Allah'a, Semi' ve Alîm olan Allah'a şeytandan istiàze etmek,
sığınmak emrediliyor. Bir ayet-i kerîme bu.
Diğer bir ayet-i kerimede:
(Ve kul rabbi euzü bike min hemezâtiş-şeyâtîn.
Ve ezü bike rabbi en yahdurûn.) "Ve de ki: Yâ Rabbi ben sana
sığınıyorum, şeytanın saplamalarından, aldatmalarından,
vesveselerinden ve onların başıma üşüşmelerinden sana
sığınıyorum!"
Burada da gene sığınmak emredilmiş
oluyor Peygamber SAS Efendimiz'e... Demek ki Kur'an-ı Kerim'in
muhtelif ayet-i kerimelerinde, bu insanoğlunun azılı düşmanı olan
şeytandan Allah'a sığınmak emrediliyor ve özellikle Kur'an-ı
Kerim'in okunmasına girişilirken de Allah-u Teàlâ Hazretleri'ne
sığınmak emrediliyor.
Yukarıda 36. ayetini kaydettiğimiz,
Fussilet Sûresi'nin 34. ayet-i kerimesinde, kötülük yapanlara,
düşmanlara iyilik yapılması emrediliyor. Demek ki onlara iyilik
yapılırsa, hayır yapılırsa, kötülüğe iyilikle mukàbele edilirse,
onun içindeki kırgınlıklar, düşmanlıklar değişebilir. Yâni
düşmanlık devamlı değildir, dostluğa dönebilir. Kalbi
yumuşayabilir, sevmeye başlayabilir. Onun için, kötülüğe iyilikle
mukabele etmek, insanların insan olan düşmanlarına karşı Allah
tarafından tavsiye ediliyor.
Demek ki biz, mümkün olduğu kadar
ihsanda bulunarak, ikramda bulunarak, iyilikler yaparak o
düşmanların gönüllerini hayra çevirmeye, tebliğe çevirmeye
çalışacağız. Gönül kazanmaya çalışacağız. Bu, Allah'ın emri
oluyor.
Amma şeytana gelince, bu şeytandan
Allah'a sığınılması emrediliyor ayet-i kerimede. Çünkü şeytan
kendisine iyiliği, hayır yapmayı, ihsan ve ikram yapmayı anlamaz,
kabul etmez ve ancak âdemoğlunun mahvolmasını, helâk olmasını
ister ve düşmanlığı değişmeyecek bir düşmanlıktır.
Ezelde Allah-u Teàlâ Hazretleri onu
yaratmış. Böyle bir imtihan müslümanların karşısında, mü'minlerin
karşısında, hatta bütün insanların karşısında böyle bir tehlike
var. Ve bunun tehlikeli olduğunu da Allah-u Teàlâ Hazretleri
ayet-i kerimelerle bize öğrettiğine göre biliyoruz ki:
(İnneş-şeytâne leküm aduvvün
fettahizûhü adüvvâ.) "Şeytan sizin düşmanınızdır, siz de onu
düşman belleyin, düşman edinin!"
(E fetettahizûnehû ve zürriyyetehû
evliyâe min dûnî ve hüm leküm adüv.) "Siz beni bırakıp,
Rabbinizi, yaradanınızı, hâlıkınızı bırakıp, size açık düşman
olduğu halde şeytanı ve onun zürriyyetini mi dost ediniyorsunuz?
Hiç böyle şey olur mu?" diye şeytana dostluk olmayacağını
bildirmiş oluyor.
Hazret-i Âdem Atamız'a da:
(İnne hâzâ adüvvün leke ve lizevcike)
"Ey Âdem, bak bu mahlûk senin için de, eşin Havva için de bir
düşmandır. Bak, dikkat et! Gözünü aç, onun düşmanlığına karşı
uyanık ol!" diye cennette bildirdiğini, ayet-i kerimelerden,
Kur'an-ı Kerim'den öğrenmiş oluyoruz. O dünya hayatından önceki
bir olay ama, Allah bildirdiği için öğrenmiş oluyoruz.
Demek ki değişmez bir düşman. Düşman
olarak yaratılmış ve böyle iyilik yapmakla filân kalbi yumuşayıp
da değişmesi bahis konusu olmayan bir varlık.
O zaman ne olacak?.. Bu böyle Âdem
Atamız'ı kandırmış, cennetten çıkartmış. Yalan yere yemin etmiş.
Ondan sonra Allah-u Teàlâ Hazretleri'ne:
(Febiizzetike leuğviyennehüm ecmaîn.)
"Ben onların hepsini, Âdem'i ve Âdem'in evlâdlarını, senin
izzetine and olsun ki saptıracağım, aldatacağım, kandıracağım!"
diye karar vermiş, bu kararını beyan etmiş.
Allah da, "Eh yapabilirsen yap bakalım!"
diye imtihan olarak ona da fırsat vermiş. O vesvese verecek.
İnsanoğlu şeytanın düşmanlığını anlayacak ve şeytana kanmayacak.
Yâni insanın görevi bu.
Âdem Atamız'ı kandırmış. Bu usta bir
kandırıcı. Âdem Atamız'ı da nasıl kandırmış?
(Hel edüllüke alâ şeceretil-huldi ve
mülkin lâ yeblâ) "Meyvasını yediğin zaman ebediyyen cennette
kalacağın ve artık elinden bir daha kaçmayacak bir güzel
saltanata, devlete, nimete, saadete nâil olacağın bir şeyi sana
öğreteyim mi? Bak bu ağacın meyvasından ye!" diye şeytan, Âdem
Atamız'ı kandırmış. Şimdi bizi de kandırma durumu var.
Onun için Allah-u Teàlâ Hazretleri
Kur'an-ı Kerim okurken ve daha başka işlerde, şeytandan kendisine
sığınmamızı emrediyor. Yâni şeytana karşı bizim yapabileceğimiz
şey ne? Birinci iş şeytanın şeytan olduğunu bilip Allah-u Teàlâ
Hazretleri'nin ayetlerinden ikàzını öğrenip... Şimdi ben de size
nakletmiş oldum kırık dökük cümlelerimle... Ayeti kerimeleri
ilerde tabii yeri gelince, daha geniş açıklarız. Hadis
sohbetlerimizde de şeytanla ilgili geniş konuşmalarımız,
anlattığımız güzel hadis-i şerifler olmuştu.
Biz de kanmayalım diye bir kere uyanık
bulunacağız, dikkat edeceğiz. Şeytanı tanıyacağız, şeytanın
varlığından haberdar olacağız. O bizi madem ezelde düşman edinmiş;
biz de onun düşman olduğunu bilip onun düşmanlığına karşı
müteyakkız olacağız.
Bu, dünya hayatı imtihan olduğu için,
bir görev... Yâni Allah dileseydi şeytanın yaratmazdı. Dileseydi
ona fırsat vermezdi. Ama insanoğlunu dünyaya imtihan için
gönderdiği kesin olduğuna göre, bu imtihanın bir cilvesi, cilve-i
Rabbânî, bir cilvesi. İnsanın karşısında böyle bir acayip,
görünmez, kurnaz mahluk var. İnsanın içine giriyor, kalbine
giriyor, damarlarında dolaşıyor, aklına vesvese veriyor... Fakat o
kadar. İşte onun düşman olduğunu bileceğiz, şeytan insana nasıl
vesvese verir bileceğiz; bir...
İkincisi Allah'a sığınacağız. Allah-u
Teàlâ Hazretleri kendisine sığınmamızı, kendisine tevekkül
etmemizi, dayanmamızı her yerde istiyor. Kur'an-ı Kerim'in pek çok
ayet-i kerimesinde kendisine tevekkül etmeyi bize emrediyor.
Şeytandan da Allah'a sığınmayı emrediyor.
Demek ki Kur'an-ı Kerim'in tefsirine
girdiğimiz sırada, ilk başta Allah, "Allah'ın adıyla oku!" diye
emrettiğinden, her işimize başlarken Allah'ın adını anacağız,
Allah'tan yardım isteyeceğiz. O işi tamamlamasını niyaz edeceğiz
Cenâb-ı Hak'tan... "Yâ Rabbi şu başladığım işte bana yardım eyle,
itmâmını nasib eyle!" diyeceğiz. "Başarmam için bana gayret,
kuvvet ver, yardım eyle!" diyeceğiz. Besmelenin bir mânâsı, yâni
anlamı, mahiyeti bu.
Bunun yanısıra bir de, evet Allah'ın
adıyla bir işe başlıyoruz, ondan yardım istiyoruz, Allah'ın
rızasını düşünerek bu işe girişiyor. Râzı olduğu için bu işi
yapıyoruz. Râzı olmadığı işi yapmayacağız. "Râzı olmasaydı bu işi
yapmayacaktık. Allah bize yardım etsin!" diye de, "Onun adını
anarak, ona dayanarak bu işe başlıyoruz." diyeceğiz. Bu bir
vazife...
Kur'an-ı Kerim'in inmesine, vahyin
inmesinin başlanmasında da Allah-u Teàlâ Hazretleri, ilk önce
böyle, "Allah'ın adını okuyarak, anarak, Allah'ın adını yâd ederek
kıraat eyle!" dediği için. Her şeyin başı Allah'ın adını anmak...
Bir de Allah-u Teàlâ Hazretleri'ne
sığınmak... O da, şeytan tesir edebilir, vesvese verebilir,
kandırabilir, şeytanın düşmanlığını hatırlamak bakımından önemli
bir şey oluyor. Kur'an-ı Kerim okunurken ezü besmele çekilecek;
"Ezü billâhi mineş-şeytânir-racîm. Bismillâhir-rahmânir-rahîm."
denilecek.
b. Peygamberimiz'in Şeytandan
Sığınması
Peygamber SAS Efendimiz'den rivayet
olunmuş bir hadis-i şerifi, bu konuyla ilgili olduğu için
açıklıyorum:
(Kâne izâ kàme minel-leyli)
Peygamber SAS Efendimiz geceleyin uyanırdı, (istefteha salâtehû
ve kebbera) abdest alır, namaz kılardı, gece namazı kılardı."
Sevgili izleyiciler, dinleyiciler!
Geceleyin namaz kılmak çok önemli ve Peygamber Efendimiz'in
ashâbına ilk sûrelerle tavsiye edilmiş bir şey. Geceleyin uykuyu
böleceğiz, kalkacağız, abdest alacağız, namaz kılacağız. En evvel
gelen emirlerden biri. "Yâ eyyühel-müzzemmil..." sûresi ilk inen
sûrelerdendir. Oradan emredilmiş ve geceleyin sahâbe-i kiram
kalkar, ibadet ederlerdi. Ve gece ibadeti insanı çok çabuk
geliştirir. Mânevî bakımdan çok çabuk terakkî ettirir, yükseltir.
Peygamber Efendimiz kendisi geceleri,
muntazaman kalkardı. Çünkü Allah-u Teàlâ Hazretleri kendisine:
(Ve minel-leyli fetehecced bihî
nâfileten lek) [Gecenin bir kısmında uyanarak, sana mahsus bir
nafile olmak üzere namaz kıl!] diye emretmişti.
"Namaza durmadan önce "Allahu ekber"
diye namaza başlar, sonra derdi ki: (Ezü billâhis-semîil-alîmi
mineş-şeytânir-racîm) "Her şeyi çok iyi işiten, çok iyi bilen
Allah-u Teàlâ Hazretleri'ne sığınırım, racîm olan, recmedilmiş
olan şeytandan. (Min hemezehû ve nefehahû ve nefesehû) Onun
böyle vesvese vermesinden, kalbe bazı fikirler ilkà etmesinden ve
aldatmasından Allah'a sığınırım" derdi.
Yâni bu şekilde böyle, şeytandan Allah'a
sığınarak demiş oluyoruz ki:
"--Yâ Rabbi, dinimin emirlerini yapmakta
bu beni engellemesin, bana zarar vermesin! Dünyevî ve dînî her
işimde karşıma engel olarak çıkmasın! Beni senin rızan yolundan
saptırmasın! Emrettiğin işleri yapmaktan alıkoymasın! Yasak olan
işleri de beni kandırıp yaptırmasın!.."
Şeytandan insanoğlunu ancak Allah korur.
Biz onu görmediğimiz için, içimizde de dolaştığından başka türlü
kurtulamayız. Onun için, istiàze ederek Allah'a ilticâ etmiş
oluyoruz. Her türlü şerden ve her türlü şerliden Allah'a sığınmış
oluyoruz.
c. Şeytan Kelimesi
İstiàze ederken "Estaîzü billâh" denilir
veya "Euzü billâh" denilir. Euzü, el-iyâze mastarından; esteîzü de
el-istiàze mastarından oluyor. Araplar el-iyâze --aynla, peltek ze
ile-- şerrinden sığınmak için; el-liyâz da hayrı taleb için
demişlerdir. Eûzü bihî, yâni ondan hayır taleb ediyorum; euzü bihî,
ona sığınıyorum mânâsına kullanılan bir kelime.
Şeytan kelimesine gelince; bu şeytan
kelimesi ( ) şetane kökünden çıkmıştır. Arapçada şeytan
kelimesi ordan türemiştir. O fısk-ı fücûrüyla her türlü hayırdan
uzak olduğundan, şetana uzak olmak mânâsına geldiğinden öyle
şeytan diye mübâlâğa sîgası, mübâlâğa görünüşü, şekliyle böyle bu
kelime konulmuştur.
Lügat alimi, dil bilgini İmam Sibeveyh :
(El-arabu tekl: Teşeytane filânün.)
"Araplar, 'Filânca şeytanlaştı.' derler." demiştir. Yâni fısk ü
fücûruyla her türlü hayırdan uzaklaştı, şeytan gibi oldu, mânâsına
deniliyor. Onun için bunun şatana kökünden geldiği de teşeytana
denilmesinden anlaşılıyor. Başka ihtimalleri reddediyor. Bu
bakımdan her şerli insana --cin olsun, insan olsun, hayvan
olsun--şeytan denildiğini beyan ediyor.
Hatta Hazret-i Ömer böyle bir hayvana
binmiş, o da böyle serkeşlik yapmış. Kırbaçla vurmuş, ondan sonra
yine devam etmiş. Hayvandan inmiş, "Beni bir şeytanın üstüne
bindirdiniz." demiş.
Demek ki hayvan olsun, insan olsun,
görünmeyen mahlûkatlar olan hakîkî şeytanlar olsun; hepsine bu
şeytan kelimesi kulanılıyor.
Şeytan için başka isimler var. İblis
var, Kur'an-ı Kerim'de geçen bir kelime. Şeytan da ayrı bir
kelime, aynı mânâya kullanılıyor.
Racim kelimesine gelince; racîm de
recmedilmiş, mercûm mânâsına. Yâni faîl veznindeki kelimeler, ism-i
mef'ul mânâsına da geliyor, ism-i fâil mânâsı da eğer fiil
müteaddî ise iki mânâ da olabilir. Burada racîm, yâni matrûd,
recmedilmiş, taşlanmış, kovulmuş, hayırdan uzaklaştırılmış demek.
(Ve cealnâhâ rucûmel-lişeyâtîn)
Mülk sûresinde, bu ayet-i kerimeyi hatırlayacaksınız. Bu kayan
yıldızların, şeytanlara bir recm olarak kaydığı beyan edilmiş
oluyor.
(Ve hafiznâhâ min külli şeytânir-racîm)
"Biz onu her racim, recmedilmiş şeytandan koruduk. (İllâ
menisterakas-sem'a) ancak kulak hırsızlığı yapanlar hariç.
Böyle semâdaki haberleri anlamak için kulak kabartıp, onları
anlamaya, dinlemeye çalışan, (feetbeahû şihâbün mübîn)
aşikâr bir böyle bir yıldız kayması ona çarpar ve o dinlemeyi
engeller." mânâsına.
Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin rahmetinden
kovulmuş, recmedilmiş ve böyle tardedilmiş olduğundan şeytanın
sıfatı racîmdir.
Başka sıfatları var tabii. Laîm
deniliyor. Yâni Allah-u Teàlâ Hazretleri kendisine rahmetini
vermeyeceğini beyan ettiği için, rahmetten uzak mânâsına, mel'un
mânâsına laîm de deniliyor, racîm de deniliyor. Bu mahlûka karşı
uyanık olacağız.
Onun için bir işi yaparken, bu İkra'
sûresinden anladığımıza göre, "Bismillâhir-rahmânir-rahîm." diye
Allah'ın adıyla başlayacağız. Bize emredildiğine göre, tavsiye
edildiğine göre, "Ezü billâhi mineş-şeytânir-racîm." diye
Allah'tan yardım isteyeceğiz. O işin Allah'ın rızasına uygun olup
olmadığını düşüneceğiz, uygunsa yapacağız. Uygun değilse, tabii
ona hiç girişmemek gerekir.
Ama hayırlı veya benim dünyama faydalı
olan bir şeyi de yaparken, elbette besmele ile başlayabilirim. Siz
de başlayabilirsiniz. O zaman da şeytan yarı yolda araya girip,
saplama yapıp kandırmasın, yanlış fikirler ile aklımı çelmesin
veya gevşetmesin; fikrimi, kalbimi ters istikàmete döndürmesin
diye bu da önemli oluyor. Allah-u Teàlâ Hazretleri'ne sığınacağız.
"Ezü billâhi mineş-şeytânir-racîm."
diyerek de sığınılabilir. "Estaìzü billlâh; Allah'tan istiàze
ediyorum, yâni sığınmamı taleb ediyorum." diye de olabilir.
(Festaiz billâhi mineş-şeytânir-racîm)
"Allah'tan sığınma iste!" diye ayet-i kerime emredildiği için,
bazı hadis-i şeriflerde o sîga kullanılmıştır.
Meselâ bir hadis-i şerifte Peygamber SAS,
buyuruyor ki... Sûre-i Haşr'ın sonundaki üç ayet-i kerimeyi
biliyorsunuz, Huvallàhullezî... ayetleri. "Bu sûre-i Haşr'ın
sonundaki ayetleri sabahleyin üç defa, 'Estaìzü billâhis-semîil-alîmi
mineş-şeytânir-racîm. Ezü billâhis-semîil-alîmi mineş-şeytânir-racîm.'
der okursa, akşama kadar yetmişbin melek onun için dua eder. Kim
akşamleyin aynı şekilde okursa, sabaha kadar yetmişbin melek ona
dua eder, onun hayrını ister." diye bildiriliyor.
Evet, aziz ve sevgili kardeşlerim! Hem
Kur'an-ı Kerim'in tefsiri için bunlar bahis konusudur. Kur'an-ı
Kerim'i okumaya başlarken ezü-besmele çekeceğiz. Hem de herhangi
bir işe girişirken ezü-besmele çekeceğiz.
Biz de ezü-besmeleyi çekiyoruz,
anlamını da düşünüyoruz. Allah'tan yardım istiyoruz. Allah'tan
yaptığımız hayırlı işi tamamlatmasını niyaz ediyoruz. Bir de bu
esnâda şeytanın bizi çelmelememesini, engellememesini, hedefi
saptırtmamasını da düşünüyoruz ve şeytandan, şeytanın
vesvesesinden, hîlelerinden, oyunlarından, tuzaklarından Allah-u
Teàlâ Hazretleri'ne sığınıyoruz.
Allah-u Teàlâ Hazretleri bizi korusun...
Her türlü şer sahibinden, yâni insanların ve cinlerin
şeytanlarından korusun... Ve bizi her türlü hayırları işlemeye
muvaffak eylesin...
d. Peygamber Efendimiz'in Bir Duası
Bir duayı ben daima düşünürüm. Size de
söylemek istiyorum bahsi kapatırken. Peygamber SAS Efendimiz'in
bir hadis-i şerifinde onun bir duası var, Allah-u Teàlâ
Hazretleri'ne şöyle dua ediyor:
RE. 75/3 (Ezü birıdàke min
sahatike) "Yâ Rabbi ben senin gazabından, kızmandan senin
hoşnutluğuna sığınırım. (Ve biafvike min ukbetike) Beni
işlediğim bir hatalı işten dolayı cezalandırmandan affına
sığınırım. (Ve bike minke) Senden yine sana sığınırım. (Üsnî
aleyke) Sana senin güzel sıfatlarını düşünerek medh ü
senâlarda bulunurum. (Lâ eblüğu külle mâ fîke) Ama acizim;
ne kadar söylesem bütün sıfatlarını saymaya, seni hakkıyla senâ
etmeye gücüm yetmez." diye buyuruyor.
Yâni Allah'tan gelecek cezalara karşı
yine Allah'a sığınacağız. Allah'ın kızmasına karşı, Allah'ın
lütfuna, ikramına, rızasına sığınacağız. Ondan yine ona
sığınacağız.
Bir de Allah'tan gayri, zaten ne gelirse
gücün kuvvetin sahibi, asıl Allah-u Teàlâ Hazretleri'dir. İmtihan
olarak mâdem şeytanı yaratmış, dünyayı süslemiş, cennete gidecek
yolda bir sürü tuzaklar var. Bir sürü mâniler var... Ne yapacağız?
Onlardan da, yâni mahlûkatın şerlilerinden, yaratıkların
şerlilerinden de Allah-u Teàlâ Hazretleri'ne dâimâ sığınacağız.
Allah-u Teàlâ Hazretleri bizi korusun,
sevdiği kul eylesin... Her işimizi onu düşünerek ve onun rızasını
kazanmak için yapalım. Ve bu arada da hem kendisinin kahrına,
gazabına uğramaktan, hem de yarattığı şeytan gibi, cinlerin
şeytanları veya insanların da şeytanlaşmış olanlarının gelip de
aklımızı karıştırmasından Allah bizi korusun.
Biliyorsunuz, aziz ve muhterem
kardeşlerim, şimdi ben bir kaç gündür --biraz tefsir sohbeti
içinde şöyle bir şey olsun diye güncel haber vereyim-- ayağımın
tozuyla yeni Saray-Bosna'dan geliyorum. Oraları gördüm. Savaş
alanlarını gördüm. Böyle bombalarla yıkılmış, tahrib edilmiş
binaların resimlerini çektik. Oradaki kardeşlerimizle tanıştık,
görüştük. Mermi parçalarını önümüze dizip resim çektirdik. O
düşmanların ne kadar zulümler yaptığını dinledik.
İmanın çok düşmanı var, müslümanların
çok düşmanı var! İnsanların çok şeytanları var, yâni şeytanlaşmış
olanları var. Maskelileri var. Güzel, böyle kuzu postuna bürünüp
de, aslında kurt gibi parçalayıcı, yırtıcı olanlar var. Nezâketli
görünüp de, eğilir gibi yapıp da insanın ayağının altına karpuz
kabuğu koyup kaydıranlar var. Kötülüğünü isteyenler var...
Buralardan ibret alalım. Yâni bu tefsir
dersinden günlük hayatımıza bir ders çıkartalım. Görünen ve
görünmeyen çok düşmanlar var. İmanın düşmanları var, hayatımızın
düşmanları var, milletimizin düşmanları var, dinimizin düşmanları
var, ülkemizin düşmanları var. Parçalamak isteyenler var, ezmek
isteyenler var. İmanı alıp sömürmek isteyenler var. Kendilerine
benzetmek isteyenler var. Her şer sahibinden Allah'a sığınalım,
bir de şerlileri anlamak için gözümüzü açalım!
Allah-u Teàlâ Hazretleri cümlenizi
gaflet uykusuna düşürmesin... Düşmüş olanları da gaflet
uykusundan, nevm-i gafletten uyandırsın, ikaz eylesin... Uyanık
müslüman olarak, basîretli müslüman olarak, ârif müslüman olarak,
ferâsetli müslüman olarak yaşayıp, hakkı hak olarak görüp ona
uymayı nasib eylesin... Bâtılı bâtıl olarak görüp, teşhis edip,
anlayıp, bâtıldan, yanlıştan, boştan, anlamsızdan, işe yaramazdan
elimizi, eteğimizi çekip, uzaklaşmayı, boşuna oyalanmamayı nasib
eylesin...
Cümlemizi şu hayat imtihanını güzel
başarıp, huzuruna sevdiği, razı olduğu kullar olarak varıp,
cennetine girenlerden, cemâlini görenlerden; Habîb-i Edîbine
Firdevs-i A'lâ'da komşu olanlardan eylesin...
Her şey bu ana çizgi üzerinde gönlünüzce
olsun aziz ve sevgili Ak-Radyo ve Ak-Televizyon izleyicileri!..
Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve
berekâtühû!..
20. 10. 1998 - ALMANYA
|