|
Pakistan Hakkında Genel Bilgi
Resmi adı: Pakistan İslâm Cumhuriyeti
Başkenti: İslâmabad (Nüfusu: 500.000)
Diğer önemli şehirleri: Karaçi (yaklaşık 10 milyon), Lahor
(yaklaşık 5 milyon), Ravalpindi, Haydarabad, Multan, Peşaver.
Yüzölçümü: 879.811 km2.
Nüfusu: 155.000.000 (1999 tahmini).
Nüfus artış hızı: % 2.9
Etnik yapı: Pakistan değişik etnik unsurların bir arada
yaşadığı bir ülkedir. Bunların içinde en kalabalık olanlar nüfusun
yaklaşık % 60'ını oluşturan Pencabilerdir. Pencabilerin bir kısmı
da Hindistan'da yaşamaktadır. Hint - İran dilleri grubuna dahil
olan Pencap dilini konuşurlar. % 99'a yakını Müslüman ve geneli
sünni hanefidir. Onlardan sonra % 11 orana sahip olan Sindliler
gelir. Sindlilerin de bir kısmı Hindistan'da yaşamaktadır. Sindçe
konuşurlar. % 93'ü Müslüman, onların da büyük çoğunluğu sünni az
bir kısmı İsmailidir. Onlardan sonra gelenler % 9 orana sahip
Peştunlardır. Onlardan sonra % 6.3 oranındaki Urdu dili konuşan
halklar gelir. Urduca konuşanlar homojen bir etnik unsur değildir.
Hindistan ve Bangladeş'e de yayılmışlardır. % 85'i Müslümandır.
Onlardan sonra gelen Jatlar % 6 orana sahiptirler. Çoğunluğu
Hindistan'da yaşayan Jatları Hint Yarımadası'nın çingeneleri
olarak nitelemek mümkündür. Pakistan'dakilerin tamamına yakını
Müslümandır. Ardından % 2.6 orandaki Beluciler gelir. Tamamı
Müslümandır. Bunların dışında kalan etnik unsurların hiçbirinin
oranı % 1'i bulmamaktadır. Bunların da belli başlıları şunlardır:
Guceratiler, Holar, Kayastanlılar, Kuhistanlılar, Araplar,
Farisiler, Hazaralar, Gucarlar, Keşmirliler ve Kızılbaşlar.
Dil: Resmi dil Urduca ve İngilizce'dir. Etnik unsurların
dilleri de konuşulmaktadır.
Din: Resmi din İslâm'dır. Halkın % 97'si Müslümandır.
Müslümanların % 97.5'i sünni ve sünnilerin de büyük çoğunluğu
hanefidir. % 1.1'i Caferiye şiası, % 1.1'i de İsmailiyye şiasıdır.
% 0.3 oranında da Kadiyani vardır. Kadiyaniler Müslümanlardan
sayılmakla birlikte bazı düşünceleri İslâm'ın temel ilkelerine
aykırıdır. Bu yüzden ilim adamlarının çoğu onları İslâm'ın dışında
görmektedir.
Coğrafi durumu: Güney Asya ülkelerinden olan Pakistan, kuzeyden
Afganistan ve Çin, doğudan Çin, güneyden Hint Okyanusu (Umman
Denizi), batıdan İran ile çevrilidir.
Yönetim şekli: Ülke 14 Ağustos 1973'te yürürlüğe konan
anayasayla yönetilmekte ve anayasa ülkedeki rejimi federal İslâm
cumhuriyeti olarak tanımlamaktadır. İki meclisli bir parlamenter
sistemi vardır. Birinci meclis 87, ikinci meclis 217 üyeden oluşur
ve parlamenterler serbest genel seçimlerle belirlenir. BM, İKÖ
(İslâm Konferansı Örgütü), İngiliz Uluslar Topluluğu, Uluslararası
Para Fonu (IMF), İslâm Kalkınma Bankası gibi uluslararası
örgütlere üyedir.
Siyasi partiler: Pakistan'da 30'dan fazla siyasi parti
bulunmaktadır. Başta gelenleri şunlardır:
Pakistan Halk Partisi: Binazir Butto'nun liderliğindeki bu
parti Batı yanlısı laik bir anlayışı savunmaktadır.
Pakistan İslâmi Cephe Partisi: Ebu'l-Ala el-Mevdudi'nin
kurmuş olduğu İslâm Cemaati'nin siyasi teşekkülüdür. Genel başkanı
Kadı Hüseyin Ahmed'dir. (İslâmi Cemaat hakkında "İslâmi hareket"
kısmına bkz.)
İslâmi Birlik Partisi: Nevaz Şerif'in liderliğindeki bu
parti liberal ve muhafazakâr bir anlayışa sahiptir.
İslâm Alimleri Cemiyeti: Mevlânâ Fazlurrahman'ın
liderliğindeki bu cemiyet geleneksel bir İslâmi siyasi anlayışa
sahiptir.
Muhacir Ulusal Hareketi: Eltâf Hüseyin'in liderliğindeki bu
parti Pakistan'ın kuruluşundan sonra Hindistan'dan bu ülkeye göç
eden ve kendilerine "muhacirler" denen kitleyi temsil ettiğini
ileri süren bir oluşumdur.
Pakistan Milli Avam Partisi: Han Abdulveli Han'ın
liderliğindeki bu parti sol çizgidedir.
Caferi Fakihi Hareketi: Pakistan'daki Şii cemaati temsil
etmektedir.
İdari bölünüş: Bir başkent bölgesiyle 5 eyaletten ve 17
ilden meydana gelir. Eyaletler: Pencab (başkenti: Lahor), Sind
(başkenti: Karaçi), Pathanistan (başkenti: Peşaver), Belucistan
(başkenti: Keta), Azâd Keşmir (başkenti: Batı Keşmir).
Tarihi: Pakistan'ın tarihini Hind yarımadası tarihi içinde
ele almak gerekir. Çünkü Pakistan'ın kendine özel bir tarihi
yoktur ve tarihte bugünkü Pakistan topraklarına özel olarak
kurulan ilk devlet Pakistan'dır. Tarihi kaynaklardan öğrendiğimize
göre Hint Yarımadası'na İslâm'ı ilk götürenler sufilerle Müslüman
tüccarlardır. Hindistan topraklarının İslâm devleti tarafından
fethi ise 712-714 yılları arasında Haccacı Zalim olarak bilinen
Haccac ibnu Yusuf es-Sakafi'nin gönderdiği Muhammed bin Kasım'ın
komutasındaki ordular tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu fetihten
sonra yarımadada İslâm hızla yayılmaya başladı. Müslüman
Araplar'ın yarımada üzerindeki hâkimiyetleri 300 yıl kadar sürdü.
1001 yılında Gazneli Mahmud'un Pencab hükümdarıyla girdiği meydan
savaşını kazanmasından sonra yarımada tedrici bir şekilde
Türklerin eline geçmeye başladı. Gaznelilerin bölgedeki
hâkimiyetleri 1187'ye kadar sürdü. 1187 - 1206 yılları arasında
Hind yarımadasının büyük bir kısmına Guriler hükmettiler. 1206'da
Hindistan Memlükleri dönemi başladı ve 1290'a kadar sürdü. 1290 -
1320 yılları arasında Halaçlar, 1320 - 1414 yılları arasında da
Tuğluklar hüküm sürdüler. Tuğluklar döneminin devam ettiği sırada
1398'den itibaren Hindistan toprakları Timuroğulları'nın
saldırılarına maruz kalmaya başladı. Timuroğulları ilk
saldırılardan itibaren Hindistan'ın bir bölümünü ele geçirdiler ve
zamanla Tuğluklar'ı ortadan kaldırarak onların topraklarına
hükmetmeye başladılar. Timuroğulları'nın yönetimi 1858'e kadar
sürdü. Ancak bu dönemde Hindistan'ın tamamına hükmetmiş
değillerdir. Aynı dönemde Hindistan'ın bazı bölgelerinde daha
başka yönetimler hüküm sürmüştür. Timuroğulları'nın Hindistan
yarımadasındaki hâkimiyetlerinin devam ettiği sırada, 18. yüzyılın
sonlarından itibaren İngiliz sömürgeciler Hind yarımadasını tehdit
etmeye, bazı önemli noktalara saldırılar düzenlemeye başladılar.
1800 yılında Allahâbâd şehri İngiliz işgalcilerin eline geçti.
İngilizler 1802'de Agra'yı ele geçirdiler. Daha sonra içerilere
doğru iyice girerek yarımadanın tamamına yakınını işgal ettiler.
1857'de işgale karşı çıkan halk ayaklanması İngilizler tarafından
şiddetle ve pek çok kan akıtılarak bastırıldı. İngilizler 1858'de
de Timuroğulları'nın hâkimiyetine tamamen son verdi ve son
Timuroğulları sultanı Bahadır Şah'ı Rangun'a sürgün ettiler.
İşgalciler 1857 halk ayaklanmasındaki bütün maddi zararlarının
bilançosunu çıkararak tamamını Hindistan halkına ödettirdiler.
İngilizler Hindistan'ı işgal ettikten sonra yarımadanın bütün
maddi zenginliklerini İngiltere'ye taşımak amacıyla Doğu Hindistan
Şirketi adında bir şirket kurdular. Bu şirket sadece ticari bir
kuruluş değildi. Geniş idari yetkilere ve imkânlara sahip olduğu
gibi bir de ordusu vardı. İngilizler Hint yarımadasında en çok
Müslümanları ezmeye çalışmışlardır. Çünkü işgal ve sömürgeci
uygulamalar karşısında en çok direnenler Müslümanlardı. İngiliz
baskısına karşı Müslümanlar da bağımsızlık yolundaki çabalarını
artırdılar. 1906'da kısa adı Muslim League olan Tüm Hindistan
Müslümanları Birliği adlı bir örgüt kuruldu. Ünlü Müslüman şair
Muhammed İkbal ile etkili siyaset adamı Muhammed Ali Cinnah'ın bu
birliğe katılmasıyla birlik daha da güç kazandı. Muslim League
başlangıçta Müslümanların Hindularla aynı haklara sahip olması
için mücadele ediyordu. Ancak zaman içinde Müslümanların ayrı bir
devlet kurması fikri güç kazandı ve 1940 Lahor toplantısında
Müslümanların çoğunlukta olduğu bölgelerde Hindistan'dan ayrı
bağımsız bir devlet kurulması için çalışılması kararlaştırıldı.
Tarihte Hindular tarafından sürekli horlanan ve İngiliz işgali
döneminde de ikinci sınıf vatandaş durumuna düşürülen Müslüman
kitle bu yöndeki çabaları destekledi ve 14 Ağustos 1947'de
Hindistan'dan bağımsız Pakistan devletinin kuruluşu ilan edildi.
Başlangıçta Bangladeş de Doğu Pakistan adıyla bu devlete bağlıydı.
Ancak 1971'de Pakistan'dan ayrıldı.
Bağımsızlık sonrasında ilk cumhurbaşkanlığına "Büyük önder" diye
anılan Muhammed Ali Cinnah getirildi. Onun cumhurbaşkanlığı 11
Eylül 1948'e kadar sürdü. Ondan sonra 19 Ekim 1951'e Hoca el-Hac
Nizamuddin, 6 Ekim 1955'e kadar Gulam Muhammed Han, 28 Ekim 1958'e
kadar İskender Mirza, 25 Mart 1969'a kadar Mareşal Muhammed Eyyüb
Han, 20 Aralık 1971'e kadar Orgeneral Ağa Muhammed Yahya, 14
Ağustos 1973'e kadar Zülfikar Ali Butto, 5 Temmuz 1977'ye kadar da
Fazlullah Çavdara cumhurbaşkanlığı yaptı. Fazlullah Çavdara'nın
cumhurbaşkanlığı döneminde Zülfikar Ali Butto da başbakanlık
görevinde bulundu. 5 Temmuz 1977'de Orgeneral Muhammed Ziyaü'l-Hak
bir askeri darbe gerçekleştirerek Butto ve Çavdara yönetimine son
verdi. Butto 4 Nisan 1979'da askeri yönetim tarafından idam
edildi. Muhammed Ziyaü'l-Hak, Butto döneminde yürürlükten
kaldırılan İslâmi hükümleri yeniden uygulamaya koymak, ülkenin
İslâmi kimliğini yeniden güçlendirmek ve bütün Pakistan genelinde
İslâmi çalışmaları artırmak için önemli faaliyetlerde bulundu.
Ziyaü'l-Hak'ın en önemli hizmeti ise Afganistan'daki İslâmi cihada
verdiği destektir. Ziyaü'l-Hak, 17 Ağustos 1988'de, uçağının bir
suikast sonucu düşmesi üzerine hayatını kaybetti. Ondan sonra
cumhurbaşkanlığına Gulam İshak Han getirildi. 16 Kasım 1988'de
yapılan genel seçimlerde Zülfikar Ali Butto'nun kızı Binazir
Butto'nun liderliğindeki Pakistan Halk Partisi 93 üyelik kazanarak
birinci parti oldu. Seçimlerden sonra da hükümeti kurma görevi bu
partiye verildi. Butto, Muhacir Ulusal Hareketi ve bağımsız
milletvekillerinin desteğiyle hükümet kurdu. Butto hükümeti Eylül
1990'da bazı yolsuzluklara karıştığı gerekçesiyle cumhurbaşkanı
Gulam İshak Han tarafından görevden alındı. Arkasından 24 Ekim
1990'da gerçekleştirilen seçimlerde Butto'nun partisi sadece 45
üyelik alabildi. Cemaati İslâmiye de içinde olmak üzere İslâmcı ve
muhafazakâr kesimden birkaç siyasi oluşumu temsil eden İslâmi
Demokratik İttifak ise 107 üyelik kazandı. Seçimlerden sonra
hükümeti İslâmi Demokratik İttifak'ın lideri Nevaz Şerif kurdu.
Ancak cumhurbaşkanı Nevaz Şerif hükümetini 18 Nisan 1993'te
görevden aldı. Bu tarihten sonra 26 Mayıs 1993'e kadar Balah Şer
Mezari'nin liderliğinde geçici hükümet işbaşında kaldı. Bu tarihte
anayasa mahkemesinin kararıyla Nevaz Şerif hükümeti yeniden
işbaşına geldi. 16 Temmuz 1993'te cumhurbaşkanı Gulam İshak Han ve
başbakan Nevaz Şerif birlikte istifa ettiler. Bu tarihten sonra
Muin Kureyşi'nin liderliğinde yeni bir geçici hükümet oluşturuldu.
Cumhurbaşkanlığına önce geçici olarak Vasim Seccad, 14 Kasım
1993'te de Faruk Ahmed Leghari getirildi. 6 Ekim 1993'te
gerçekleştirilen erken genel seçimlerde Pakistan Halk Partisi
parlamentoda 86 üyelik kazanarak birinci parti oldu ve
bağımsızlarla işbirliği yaparak 19 Ekim 1993'te hükümeti devraldı.
Fakat bayan Butto daha sonra yine yolsuzluklar yüzünden
cumhurbaşkanı tarafından görevden alındı. Bayan Butto
yolsuzlukların içine öylesine dalmıştı ki zaman zaman kardeşi
Murtaza Butto'yu bile irtibatlı olduğu mafya vasıtasıyla
öldürterek tasfiye etmişti. Kocası da bütün resmi ihalelerden
yüzde on komisyon şeklinde rüşvet aldığından halk arasında "yüzde
oncu" olarak anılıyordu. Bayan Butto'nun görevden alınmasında ise
Cemaati İslamiye'nin önemli rolü olmuştur. Cemaati İslâmiye, bütün
bu yolsuzluklara, mafya cinayetlerine ve devlet yönetiminin adeta
bir mafya çetesi haline getirilmesine karşı halkı harekete
geçirmeseydi, insanları sokağa dökmeseydi belki de cumhurbaşkanı
Faruk Ahmed Leghari bayan Butto'yu görevden alma ihtiyacı
duymayacaktı. Çünkü Leghari, gelişmeleri çok iyi biliyordu ve olan
bitenleri Cemaati İslâmiye'nin ileri gelenlerinden önce öğrenme
imkânına sahipti. Anayasa kendisine yolsuzluklara karıştığı
anlaşılan bir başbakanı görevden alma yetkisi de veriyordu. "Yüzde
oncu"nun hanımını görevden aldığından dolayı halktan herhangi bir
tepki görmeyeceğini tahmin etmesi de mümkündü. Ama buna rağmen
Cemaati İslâmiye'nin harekete geçirdiği kitleler kapısına kadar
dayanıp kulaklarını patlatırcasına seslerini yükseltmeden
anayasanın bu konuda kendisine verdiği yetkileri kullanmaya
yanaşmadı.
Butto'nun görevden uzaklaştırılmasından bir süre sonra, 3 Şubat
1997 tarihinde yeniden erken genel seçimler gerçekleştirildi.
Seçimlerden Nevaz Şerif'in Pakistan Müslüman Birliği (PML) adlı
partisi zaferle çıkarak 217 üyeli parlamentoda 124 sandalye
kazandı. Bayan Binazir Butto'nun kazandığı sandalye sayısı ise
15'e düştü. Butto, sonuçları kabul etmedi ve seçimlere hile
karıştığını ileri sürdü. Verilen bilgilere göre seçimlere katılım
oranı oldukça düşüktü. Bu durum Pakistan halkının siyâsi
partilerden fazla bir beklentisinin olmadığını ortaya koyuyordu.
Seçimlerden sonra cumhurbaşkanı Faruk Ahmed Leghari hükümeti kurma
görevini parlamentoda mutlak çoğunluğu elde eden Pakistan Müslüman
Birliği'nin lideri Nevaz Şerif'e verdi. Nevaz Şerif de 17 Şubat
tarihinde başbakanlık görevini devraldı. Son askeri darbeye kadar
da görevde kaldı.
Dış problemleri: Pakistan sürekli Hindistan tehdidi
altındadır. Hindular başlangıçta Müslümanların ayrı bir devlet
kurmalarına karşı çıkıyorlardı. Bu yüzden Pakistan'ın
kurulmasından memnun kalmadılar. Günümüzde iki ülke arasındaki
meselenin mihverini Keşmir sorunu oluşturmaktadır. Keşmir'in bir
bölümü Pakistan yönetimindedir ve burası "Azâd Keşmir (Özgür
Keşmir)" olarak adlandırılmaktadır. Ancak önemli bir kısmı hâlâ
Hindistan işgali altındadır. Hindistan işgali altındaki Keşmir'in
de nüfusunun % 80'den fazlası Müslümandır. BM Keşmir halkı
arasında Pakistan veya Hindistan'dan hangisini tercih ettikleri
konusunda bir referandum yapılmasını kararlaştırdığı halde
Hindistan bu kararı uygulamadı. Hindistan Keşmir'deki Müslümanları
ağır bir zulüm ve işkence ile yönetim altında tutmaktadır.
Hindistan sahip olduğu nükleer silah gücüyle de Pakistan için bir
tehdit oluşturmaktadır. ABD, Pakistan'ı atom bombası yapma
çalışmalarından dolayı sürekli sıkıştırırken Hindistan'ın aynı
yöndeki çalışmalarını görmezlikten gelmektedir.
İç problemleri: Pakistan'ın kuruluşundan sonra
Hindistan'dan göç eden ve kendilerine "muhacir" denen bir grubu
yönlendirmek amacıyla ortaya çıkan ayrılıkçı siyasi hareket ülkede
bir iç sorun oluşturmaktadır.
İslami Hareket: Pakistan'daki İslâmi cemaatlerin en güçlü olanı
Cemaati İslâmiyye'dir. Bu cemaatin temelleri daha Pakistan
kurulmadan önce, 26 Ağustos 1941'de İmam Ebu'l-A'la el-Mevdudi ve
75 arkadaşı tarafından Lahor'da atıldı. Cemaat düşünce ve çalışma
sistemi yönünden Müslüman Kardeşler cemaatine çok yakındır. Ancak
bu cemaatin bir kolu değildir. Cemaati İslâmiye'nin Keşmir,
Hindistan ve Bangladeş'te de faaliyetleri vardır. İlk emiri
kurucusu olan Ebu'l-A'la el-Mevdudi'ydi. Onun 1972'de hastalığı
dolayısıyla cemaatle ilgilenememesi üzerine emirliğe Tufeyl
Muhammed seçildi. Onun 1987'de yaşlılığı ve hastalığı dolayısıyla
bu görevi bırakmasından sonra da hâlen bu görevi yürütmekte olan
Kadı Hüseyin Ahmed emirliğe seçildi. Cemaati İslâmiye'nin amacı
Pakistan'a İslâm düzenini hâkim kılmaktır. Eğitim faaliyetlerine
ağırlık vermektedir. 1993 seçimlerinden önce Pakistan İslâmi Cephe
Partisi adıyla bir siyasi parti de kurarak seçime katıldı. Ancak
seçim sonuçları cemaatin halk tabanına kendini yeterince
tanıtamamış olduğunu ortaya çıkardı. 1997 seçimlerinden elde
ettiği sonuç 1993 seçimlerine nispetle daha iyiydi. Üniversite
gençliği arasında ise güçlüdür. Cemaate bağlı Pakistan Müslüman
Öğrenciler Birliği ülkenin en güçlü öğrenci örgütüdür.
Halk içinde Cemaati İslâmiye'den sonra en geniş desteğe sahip olan
İslâmi grup Tebliğ Cemaati'dir. Bu cemaat üniversite gençliği
arasında etkili olmasa da halk arasında daha geniş bir desteğe
sahiptir. Tebliğ Cemaati'nin en önemli özelliği sünnete ağırlık
vermesi ve siyasi faaliyetlerden uzak durmasıdır. Pakistan'da oy
kullanma oranının düşük olmasında bu cemaatin etkisi büyüktür.
Tebliğ cemaatinin taraftarlarını siyasetten uzak durmaya ve oy
vermemeye yöneltmesi 1993 seçimlerinde Binazir Butto'nun çok işine
yaramıştır.
Ekonomi: İngilizler işgal dönemlerinde Müslümanların yoğun
olarak yaşadığı bugünkü Pakistan topraklarını ihmal ettiklerinden
Pakistan kuruluşundan sonra ekonomik gelişmesini bir bakıma
sıfırdan başlattı. Bugünkü Pakistan'ın ekonomisi büyük ölçüde
tarım ve hayvancılığa dayanır. Bu sektörlerden elde edilen gelirin
gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 23'tür ve çalışan nüfusun %
44.5'i bu alanlarda iş görmektedir. Başta gelen tarım ürünleri
pirinç, tahıl, jüt, çay, kauçuk ve çeşitli meyve ve sebzelerdir.
Tarım alanları genellikle akarsu yataklarında olduğundan sulu
tarım yaygındır. Devlet de sulama teknolojisine ağırlık
vermektedir. Balıkçılık da yaygındır. Pakistan'da az miktarda
petrol ve önemli miktarda doğal gaz çıkarılmaktadır. Yerel
kaynaklardan elde edilen gelirlerin gayri safi yurtiçi hasıladaki
payı % 1'dir.
İslam Ülkeleri Ansiklopedisi - Ahmet Varol - 1993
|